Asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak açıklanmasına Emek Partisi (EMEP) 'den sert tepki geldi. Cumhuriyet meydanında yaptıkları basın açıklamasıyla belirlenen ücreti “açlık sınırının altında” ve “sefalet dayatması” olarak nitelendirdi.
İl Başkanı Ahmet Akarsu, açlık sınırının 30 bin TL’ye dayandığını hatırlatarak, “Belirlenen ücret açlık sınırının altındadır. Yoksulluk sınırının ise ancak dörtte birine denk gelmektedir. Bu tablo, asgari ücretin bir geçim ücreti olmaktan tamamen çıkarıldığını açıkça göstermektedir” dedi.
Akarsu açıklamasın da "Erdoğan’a, AKP’nin vekillerine, bakanlarına, il başkanlarına, belediye
başkanlarına aklınıza kim geliyorsa onlara bir soru soruyoruz: 28 bin 75 TL
belirlediğiniz asgari ücret ile bir ay geçinebilir misiniz?
Saray rejimi bir kez daha milyonlar için geçim ücreti olmaktan çıkan asgari ücreti
tırpanlayarak, açlık sınırının altında bir ücret olarak belirledi. İşçiler bir yıl boyunca 28
bin 75 TL ücretle çalışmak zorunda bırakılacak. Buna karşın sarayın bir günlük
harcaması 58 milyon TL. Asgari ücretli, günlük kazancıyla bir kilo et bile alamazken
saray milyonları harcıyor.
Bir tarafta işçinin emeği, alın teri üzerinden ortaya çıkan yüksek kârlar, kazanılan
milyarlar; diğer tarafta açlık ve yoksulluk. İşte saray düzeninin işçi ve emekçilere reva
gördüğü yaşam koşulu budur.
Bir tarafta saraylar, bir tarafta yoksul kulübeleri. Sermayeye gelince bütçeden ayrılan
devasa kaynaklar, işçi ve emekçilere gelince sadece karın tokluğu. Bu düzen
değişmeli; bu düzeni değiştirmeliyiz.
Asgari ücret belirleme sürecinde sendikalar, komisyonun yapısının antidemokratik
olduğunu söyleyerek toplantılara katılmadılar. Sanki komisyonun yapısını yeni
keşfetmişler gibi davrandılar. Yapılması gereken, milyonlarca işçiyi talepler etrafında
birleştirmek ve işçi sınıfını örgütlemek iken; adeta sorumluluklarını üzerlerinden atıp
kenara çekildiler. Belirlenen sefalet ücretinde sendikal bürokrasinin sorumluluğu az
değildir.
Sendikacılara sesleniyoruz: sadece konuşmak, sadece eleştirmek yetmez.
Sorumluluk almak, sarayın ve sermayenin karşısına dikilmek, milyonları mücadeleye
çekmek gerekirken adeta top taca atılmış, sorumluluktan kaçılmıştır.
Açlık sınırı 30 bin TL’ye dayanmıştır. Belirlenen ücret açlık sınırının altındadır.
Yoksulluk sınırının ise ancak dörtte birine denk gelmektedir. Bu tablo, asgari ücretin
bir geçim ücreti olmaktan tamamen çıkarıldığını açıkça göstermektedir.
Asgari ücretin belirlenme süreci, işçilerin taleplerini yok sayan, demokratik olmaktan
uzak ve tamamen sermaye lehine işletilen bir sürece dönüşmüştür. Uluslararası
sermaye kuruluşlarının, yerli ve yabancı tekellerin daha fazla kâr ve daha düşük
ücret talepleri esas alınmış; işçilerin yaşam koşulları bilinçli biçimde görmezden
gelinmiştir.
Bugün Türkiye’de çalışanların yarıdan fazlası asgari ücret ve civarında
çalışmaktadır. 11 milyondan fazla işçi, asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında bir
gelirle yaşam mücadelesi vermektedir. 2025 yılında asgari ücretin yıllık alım gücü
kaybı 50 bin TL’yi aşmış, ücretler açlık sınırının yüzde 18, yoksulluk sınırının ise
yüzde 76 altında kalmıştır. Buna rağmen iktidar, bu tabloyu değiştirmek yerine
yoksulluğu kalıcı hâle getirmeyi tercih etmektedir.
Türkiye, Avrupa’da asgari ücretin en düşük olduğu ülkeler arasına itilmiştir. 2015
yılında Türkiye’den daha düşük asgari ücrete sahip 14 AB ülkesi varken, bugün bu
sayı yalnızca ikiye düşmüştür. Bu durum, iktidarın övündüğü “büyüme”nin emekçiler
için hiçbir anlam ifade etmediğinin somut göstergesidir.
Kayseri’de fabrikalarda, atölyelerde çalışan yüzbinlerce işçi açlık ile boğuşuyor. Ev
kirasını, faturalarını ödemekte zorlanıyor emekçiler. Evine her gün ne götüreceğini
düşünüyor. Sendikalaşmak isteyen, zam isteyen işçiler kapı önüne konuyor! Çarşı-
pazar, market fiyatları el yakıyor. Ama asgari ücret 28 bin 75 TL. Çünkü neden?
Sermayedarlar ve saray istediği için!
Emek Partisi olarak; bu sefalet ücretini tanımıyoruz.
İşçilerin açlığa mahkûm edilmesini, emeğin ucuzlatılmasını, sermayenin kârı için
halkın yoksullaştırılmasını kabul etmiyoruz.
Asgari ücret, insanca yaşamı güvence altına alacak düzeyde olmalı;
insanca yaşama koşullarında bir geçimi esas almalı, yılda en az dört kez
güncellenmeli ve toplu pazarlık mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Barajsız sendika, yasaksız grev,
güvenceli iş yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’na getirilerek yasallaştırılmalıdır.
İşçi sınıfının ve emekçilerin kurtuluşu, bu düzenin dayattığı açlık politikalarına boyun
eğmekte değil; birlikte, örgütlü ve kararlı bir mücadeleyi büyütmekte yatmaktadır.
Tüm işçi ve emekçileri, sefalet düzenine karşı omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz."ifadelerine yer verdi.