İnternet ve sosyal medya, bilgiye erişimi tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı.
Ancak bu durum, madalyonun diğer yüzünde büyük bir tehlikeyi de beraberinde
getirdi: Bir çok konuda olduğu gibi sağlık alanında da bilgi kirliliği ve
dezenformasyon. Bugün birçoğumuz hafif bir baş ağrısı veya sıradan bir
semptom hissettiğimizde arama motorlarına başvuruyor, dakikalar içinde
kendimize en vahim teşhisleri koyup panikliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ),
koronavirüs pandemisi sürecinde hayatımıza giren ve en az biyolojik salgınlar
kadar tehlikeli olan bu durumu İnfodemi (bilgi salgını) olarak tanımlıyor.
Sağlık alanında yayılan yanlış veya eksik yönlendirmeler, sadece zaman kaybına
değil, doğrudan hayati risklere de yol açabiliyor. Peki, dijital dünyadaki bu bilgi
çöplüğünde doğruyu yanlıştan nasıl ayıracağız? Son 10 yılda Nature, The BMJ
(British Medical Journal) ve The Lancet gibi dünyanın önde gelen sağlık ve bilim
dergilerinde yayımlanan makaleler, toplumun "Sağlık Okuryazarlığı" düzeyini
artırmasının ve bilimsel verilere dayalı düşünmesinin önemini açıkça ortaya
koyuyor.
Sağlık Haberleri Nasıl Okunmalı?
Sosyal medyada bir sağlık paylaşımının binlerce kişi tarafından paylaşılmış
olması, onun bilimsel olarak doğru olduğunu göstermez.
Sosyal medyada sıkça karşılaştığımız "Tüm kanser hücrelerini yok eden mucizevi
besin!" veya "Bu kürü uygulayan bir daha hasta olmuyor!" türündeki
sansasyonel başlıklara şüpheyle yaklaşmak, dijital sağlık okuryazarlığının ilk
kuralıdır. Popüler bilim literatüründeki araştırmalar, medyadaki tık odaklı
haberlerin büyük ölçüde manipülatif olduğunu gösteriyor.
İnternette karşılaştığınız bir sağlık bilgisini değerlendirirken şu üç altın kuralı
süzgeç olarak kullanabilirsiniz:
1. Kişisel deneyim mi, Klinik kanıt mı? Paylaşım bilimsel bir araştırmaya
dayanıyor mu, yoksa yalnızca kişisel deneyim mi? "Komşum denedi, iyileşti"
şeklindeki bireysel hikâyeler bilimsel bir kanıt oluşturmaz. Tıp dünyasında
geçerli olan, yüzlerce veya binlerce kişi üzerinde yapılmış, çift-kör (double-
blind) ve plasebo kontrollü klinik araştırmalardır.
2. Kaynak Kim? Yazının arkasındaki isim bir uzman mı, yoksa takipçi kazanmaya
çalışan bir içerik üreticisi mi? Bilginin arkasında üniversiteler, ulusal sağlık
bakanlıkları veya uluslararası tıp dernekleri gibi akredite kurumların olup
olmadığı kontrol edilmelidir.
3. Üslup nasıl ve ticari çıkar var mı? “Kesin tedavi”, “mucize”, “doktorlar bunu
söylemiyor” gibi aşırı iddialı ifadeler alarm işareti olabilir. Bu tür ifadeler
özellikle dikkat çekicidir; çünkü kesinlik, korku ve şaşkınlık duygusu oluştururlar.
Oysa bilim çoğu zaman bu kadar kesin konuşmaz. Diğer taraftan özellikle sağlık
ürünleri, takviyeler ve alternatif tedaviler konusunda ticari çıkarın olup olmadığı
da mutlaka sorgulanmalıdır.
Güvenli Doktor-Hasta İletişimi
Sağlık okuryazarlığının nihai amacı, bireyleri kendi kendinin doktoru yapmak
değil; hekimleriyle doğru ve verimli bir iletişim kurmalarını sağlamaktır.
İnternetten edinilen eksik bilgilerle muayeneye gidip hekimin teşhisini
sorgulamak veya tedavi protokolünü reddetmek, "Siberkondri"(internet
üzerinden hastalık arama hastalığı) adı verilen klinik bir kaygı bozukluğuna
davetiye çıkarır.
Sağlıklı bir hasta-doktor ilişkisi için:
İnternette okuduğunuz ve kafanızı karıştıran bilgileri gizlemek yerine hekiminize
açıkça sorun.
Size reçete edilen tedavinin amacını, olası yan etkilerini ve alternatiflerini
hekiminize sormak en doğal hakkınızdır.
Hekiminizden, hastalığınızla ilgili evde okuyabileceğiniz güvenilir web siteleri
veya broşürler önermesini rica edin.
Günümüzde sağlıklı olmak yalnızca doğru beslenmek, egzersiz yapmak veya
düzenli doktor kontrolüne gitmek değildir. Doğru sağlık bilgisine ulaşabilmek de
sağlığımızı korumanın bir parçasıdır. İnternette karşımıza çıkan her sağlık
bilgisini paylaşmadan önce birkaç saniye durup düşünmek, kaynağını
sorgulamak ve bilimsel kanıtını araştırmak küçük ama önemli bir adımdır.
Unutmamak gerekir ki, yanlış ilaç nasıl vücuda zarar verirse, yanlış bilgi de zihne
ve genel sağlığa aynı derecede zarar verir. Dijital çağda sağlığımızı korumanın
yolu, sadece dengeli beslenmekten ve egzersiz yapmaktan geçmiyor; aynı
zamanda zihnimizi maruz bıraktığımız bilginin de hijyenine; dikkat etmekten
geçiyor. Sağlık haberlerine şüpheci ve eleştirel bir gözle bakmak, bilimsel
metodolojiye güvenmek ve en doğru bilginin muhatabının konunun uzmanı
hekimler olduğunu unutmamak gerekir.
Saygılarımla.
İnternet ve sosyal medya, bilgiye erişimi tarihte hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı.
Ancak bu durum, madalyonun diğer yüzünde büyük bir tehlikeyi de beraberinde
getirdi: Bir çok konuda olduğu gibi sağlık alanında da bilgi kirliliği ve
dezenformasyon. Bugün birçoğumuz hafif bir baş ağrısı veya sıradan bir
semptom hissettiğimizde arama motorlarına başvuruyor, dakikalar içinde
kendimize en vahim teşhisleri koyup panikliyoruz. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ),
koronavirüs pandemisi sürecinde hayatımıza giren ve en az biyolojik salgınlar
kadar tehlikeli olan bu durumu İnfodemi (bilgi salgını) olarak tanımlıyor.
Sağlık alanında yayılan yanlış veya eksik yönlendirmeler, sadece zaman kaybına
değil, doğrudan hayati risklere de yol açabiliyor. Peki, dijital dünyadaki bu bilgi
çöplüğünde doğruyu yanlıştan nasıl ayıracağız? Son 10 yılda Nature, The BMJ
(British Medical Journal) ve The Lancet gibi dünyanın önde gelen sağlık ve bilim
dergilerinde yayımlanan makaleler, toplumun "Sağlık Okuryazarlığı" düzeyini
artırmasının ve bilimsel verilere dayalı düşünmesinin önemini açıkça ortaya
koyuyor.
Sağlık Haberleri Nasıl Okunmalı?
Sosyal medyada bir sağlık paylaşımının binlerce kişi tarafından paylaşılmış
olması, onun bilimsel olarak doğru olduğunu göstermez.
Sosyal medyada sıkça karşılaştığımız "Tüm kanser hücrelerini yok eden mucizevi
besin!" veya "Bu kürü uygulayan bir daha hasta olmuyor!" türündeki
sansasyonel başlıklara şüpheyle yaklaşmak, dijital sağlık okuryazarlığının ilk
kuralıdır. Popüler bilim literatüründeki araştırmalar, medyadaki tık odaklı
haberlerin büyük ölçüde manipülatif olduğunu gösteriyor.
İnternette karşılaştığınız bir sağlık bilgisini değerlendirirken şu üç altın kuralı
süzgeç olarak kullanabilirsiniz:
1. Kişisel deneyim mi, Klinik kanıt mı? Paylaşım bilimsel bir araştırmaya
dayanıyor mu, yoksa yalnızca kişisel deneyim mi? "Komşum denedi, iyileşti"
şeklindeki bireysel hikâyeler bilimsel bir kanıt oluşturmaz. Tıp dünyasında
geçerli olan, yüzlerce veya binlerce kişi üzerinde yapılmış, çift-kör (double-
blind) ve plasebo kontrollü klinik araştırmalardır.
2. Kaynak Kim? Yazının arkasındaki isim bir uzman mı, yoksa takipçi kazanmaya
çalışan bir içerik üreticisi mi? Bilginin arkasında üniversiteler, ulusal sağlık
bakanlıkları veya uluslararası tıp dernekleri gibi akredite kurumların olup
olmadığı kontrol edilmelidir.
3. Üslup nasıl ve ticari çıkar var mı? “Kesin tedavi”, “mucize”, “doktorlar bunu
söylemiyor” gibi aşırı iddialı ifadeler alarm işareti olabilir. Bu tür ifadeler
özellikle dikkat çekicidir; çünkü kesinlik, korku ve şaşkınlık duygusu oluştururlar.
Oysa bilim çoğu zaman bu kadar kesin konuşmaz. Diğer taraftan özellikle sağlık
ürünleri, takviyeler ve alternatif tedaviler konusunda ticari çıkarın olup olmadığı
da mutlaka sorgulanmalıdır.
Güvenli Doktor-Hasta İletişimi
Sağlık okuryazarlığının nihai amacı, bireyleri kendi kendinin doktoru yapmak
değil; hekimleriyle doğru ve verimli bir iletişim kurmalarını sağlamaktır.
İnternetten edinilen eksik bilgilerle muayeneye gidip hekimin teşhisini
sorgulamak veya tedavi protokolünü reddetmek, "Siberkondri"(internet
üzerinden hastalık arama hastalığı) adı verilen klinik bir kaygı bozukluğuna
davetiye çıkarır.
Sağlıklı bir hasta-doktor ilişkisi için:
İnternette okuduğunuz ve kafanızı karıştıran bilgileri gizlemek yerine hekiminize
açıkça sorun.
Size reçete edilen tedavinin amacını, olası yan etkilerini ve alternatiflerini
hekiminize sormak en doğal hakkınızdır.
Hekiminizden, hastalığınızla ilgili evde okuyabileceğiniz güvenilir web siteleri
veya broşürler önermesini rica edin.
Günümüzde sağlıklı olmak yalnızca doğru beslenmek, egzersiz yapmak veya
düzenli doktor kontrolüne gitmek değildir. Doğru sağlık bilgisine ulaşabilmek de
sağlığımızı korumanın bir parçasıdır. İnternette karşımıza çıkan her sağlık
bilgisini paylaşmadan önce birkaç saniye durup düşünmek, kaynağını
sorgulamak ve bilimsel kanıtını araştırmak küçük ama önemli bir adımdır.
Unutmamak gerekir ki, yanlış ilaç nasıl vücuda zarar verirse, yanlış bilgi de zihne
ve genel sağlığa aynı derecede zarar verir. Dijital çağda sağlığımızı korumanın
yolu, sadece dengeli beslenmekten ve egzersiz yapmaktan geçmiyor; aynı
zamanda zihnimizi maruz bıraktığımız bilginin de hijyenine; dikkat etmekten
geçiyor. Sağlık haberlerine şüpheci ve eleştirel bir gözle bakmak, bilimsel
metodolojiye güvenmek ve en doğru bilginin muhatabının konunun uzmanı
hekimler olduğunu unutmamak gerekir.
Saygılarımla.