Geçen hafta sonu yazmıştım.
“CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İyi Parti’ye can simidi attı” demiştim.
İyi Parti’de 35 GİK Üyesi, “Küçük kalsın bizim olsun” dedi ve CHP’nin işbirliği teklifine reddetti.
Yine aynı yazıda demişim ki, “İyi Parti Yönetimi, CHP’den gelen teklifi değerlendirmeden önce, siyasi yelpazedeki yerini belirlemek durumundadır. Ya merkez Sağ bir parti olmayı benimseyecek ve büyüyecek, ya da MHP’nin Şubesi kalmayı seçecek. MHP’nin Şubesi kalmayı seçerse de ömrü 31 Mart’a kadardır. Zira aslı dururken kimse taklidine itibar etmez”
GİK Kararı tüm Türkiye’deki örgütlerde inanılmaz bir rahatsızlık yarattı.
Zira 31 Mart’ta partinin alacağı sonuç bilindiği halde GİK Üyeleri neden böyle bir kararda direndi dersiniz?
Sanki birileri GİK Üyeleri üzerinde iyi çalışmış gibi.
Zira, bir çok il ve ilçede belediye başkanlığı seçimini kazanma, Belediye ve İl Genel Meclislerinde temsil edilme ihtimalini elini tersi ile itip, hiçbir yerde seçim kazanamamayı tercih etmek için el kaldırma kararında, cehaletin değilse bile ihanetin izlerini aramayı gerektirir.
Bir işletme, bir şirket düşünün, yönetim kurulu üyelerinin büyük bölümü işletmenin, şirketin batmasına, iflas etmesine karar veriyor, ne yapar o şirketin ortakları?
Siyasi Partilerde böyledir.
Partiler, belli bir kitlenin duygularına, beklentilerine, taleplerine cevap vermek için kurulur. O kitlenin sesi, nefesi olur.
O partilerden birinin yönetimi çıkıyor ve “31 Mart’ta biz seçimi kaybetmeye karar verdik” diyor, aynı kurumda, aynı kurulda yer alan üyelerin bir bölümü ise “Yapmayın, partiyi bitirirsiniz. Kazan kazan ilkesi ile oluşturulacak bir işbirliğini nasıl elinizin tersi ile itersiniz?” diye kıvranıyor.
Onların söyleyemediklerini buradan açık açık ilan ediyorum.
“Seçime tek başımıza gireceğiz” kararı, AKP ve MHP’ye açık bir destektir.
Kayseri’yi ele alalım.
Sarız, Pınarbaşı, Akkışla, Özvatan, Felahiye, Sarıoğlan, İncesu ve hatta Talas’ta seçim kazanabilme potansiyeli olan bir işbirliğinden bahsediyorum.
Sadece o kadar mı?
Kocasinan, Melikgazi başta olmak üzere bir çok ilçede de İyi Parti’nin Belediye Meclis üyeleri olacaktı, gerçekleşseydi bu işbirliği.
Ama isimlerini saydığım ilçeler altın tepside AKP ve MHP’ye hediye ediliyorsa bunun adı, partiye, partiliye ihanet değil de nedir?
İyi Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in önüne, elleriyle GİK’e getirdiği üyeler ağır bir fatura koymuştur.
Faturanın hesap özetini pas geçiyorum, Meral Akşener’in siyasi sonudur bu fatura.
“Tek başımıza seçime gireceğiz” diye tercih belirten 35 kişiyi yakından izleyin.
2024 Nisanında olmasa da Mayısında AKP ve MHP Rozeti takmak için bu partilerde boy göstereceklerdir.
Zira özünde demokrat olan, gönlünde Atatürk İlke ve devrimleri yatan İyi Parti tabanı bu seçimde beklenen işbirliğini tabanda gerçekleştirecektir.
Yani İyi Parti Mart seçimlerinin en büyük kaybeden partisi olacaktır.
İyi Parti GİK’inin aldığı bu kararın günahına ortak olmayacak isimler istifa etmeye başladı bile.
Siz sanıyor musunuz, İyi Partili seçmen Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş gibi isimler dururken, bu isimlere seçim kaybettirmek için ayarlanmış adaylara oy verecek?
Yakın siyasi tarihe şöyle bir göz atın.
Ahmet Kutalmış Türkeş, Tuğrul Türkeş, Sinan Oğan, Yalçın Topçu, Mustafa Destici ilk akla gelen isimler.
Yani yıllardır en milliyetçisi, en sağcısı rolü oynayanların yeri, günü ve zamanı geldiğinde davalarını nasıl sattıklarını bir gazeteci olarak izlemiş biri olarak İyi Parti GİK’inde “Seçimleri kaybedelim” diye oy kullananların bunan sonraki siyasi serüvenlerini yakında izlemek lazım.