Sayın Cumhurbaşkanımız, cami mimberinden dile getirdiği ‘Dilllerini koparmak bizim görevimizdir’ sözlerine açıklık getirmiş, meğer bu sözlerle kastettiği sanatçı Sayın Sezen Aksu değilmiş.
Sayın Sezen Aksu’nun da zaten şiirle cevap verdiği kişi Sayın Cumhurbaşkanı değil, Ce Ha Pe Lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu idi.
Bir Milleti keriz yerine koymanın, bir milleti gözünün içine baka baka uyuttuğunu sanmanın ve daha ötesinin Devlet Katındaki uygulamasını seyrediyoruz.
Yarın çıkıp Sezen Aksu’nun evinin önünde bildiri okuyanlar da, “Biz sanata katkıları için teşekkür etmek için evinin önüne gittik” derler ise şaşırmayın.
Gazeteci Sedef Kabaş, Cumhurbaşkanına hakaretten tutuklandı, cezaevinde.
Birkaç güne kadar hakkında iddianame hazırlanacak ve hakim karşısına çıkacak.
Bu süreçle ilgili konuşmak, davayı etkileyecek sözler söylemek suçtur.
Yargılamayı etkiler.
Ama TV’lerin ortak yayınında, Sayın Cumhurbaşkanı Kabaş için söylemedik söz bırakmıyor.
Bu saten sonra hangi hakim Kabaş hakkında ‘Tutuksuz yargılanmasına’ diyebilecek, göreceğiz.
Türkiye ve İstanbul kar altında.
Mevsim normallerinin üzerinde bir kar yağışı ile karşı karşıya kaldık.
İki bakan Ankara’dan yola çıkıyor, paralı oto yollar bile kapalı, uçağı deniyorlar, dünyanın bizi kıskandığı söylenen hava limanına inemiyorlar.
Uçak inip kalkmasın diye, pistlerinin üzerine baraka hastane kurulan Atatürk Hava Limanına inmek zorunda kalıyorlar.
Ülkenin her noktasında trafik alt-üst.
Havaalanında çile çeken 5 binin üzerinde yolcuya birer adet karton dağıtılıyor, turistler gösteri yapıyor ‘Bari otele yerleştirin’ diye.
Çevik Kuvvet çağırıyor, Sayın İşletme yöneticileri.
Havaalanının kargo binası kardan çöküyor.
İki gün pistlerdeki kar temizlenemiyor.
Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin sorumluluğundaki ana arterler, caddeler hatta ara sokaklar bile temizlenip ulaşıma açılıyor, ama Ulaştırma Bakanlığı Sorumluluğundaki paralı oto yollar ulaşıma açılamıyor.
Paçavra medya, bütün bunları görmezden geliyor, varsa yoksa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı niye balıkçıya gitti.
Yahu adam izah ediyor.
“İngiliz Büyükelçi ziyaretime geldi. 25 gün önceden bu yemeği planladık. Elçi Ankara’dan o hava şartlarına aldırmaksızın İstanbul’a geldi. Bir saat yemek molası verip kendisini ağırladım.”
Vay efendim, ‘Kara tuz, rakıya buz’ bilmem ne.
Koca koca adamlar, utanmadan, sıkılmadan saatlerce TV ekranlarında, gazetelerde sayfalarca bunu tartışıyor.
Borsada işlem gören kurumlarla ilgili bir konu kaleme alacak isek kılı kırk yararız.
Zira, yazacağınız her yazı, söyleyeceğiniz her söz bu kurumların hisse değerlerini olumlu veya olumsuz etkilerse, BDDK ve SPK hemen harekete geçerek size dava açar.
Nitekim, döviz, faiz, enflasyon konusundaki sözleri nedeniyle çok sayıda gazeteci, ekonomist, hatta Merkez Bankası eski Başkanı Durmuş Yılmaz hakkında bu konularda açılmış davalar bile var.
Ama Sayın Cumhurbaşkanı, TV’lerin ortak yayınında çıkıyor ve özel bankaların milleti soyduğunu dile getiriyor.
Vatandaşa kamu bankaları ile iş yapmalarını öneriyor.
Bakalım BDDK veya SPK harekete geçip Sayın Cumhurbaşkanı hakkında suç duyurusunda bulunacak mı?
Ve son bir konu.
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bazı TV’lerin Sayın Cumhurbaşkanını konuk ettiği program devam ederken evinin çalışma odasından yaptığı 3 dakikalık canlı açıklama.
İddia açık ve net.
Bir Yüksek Hızlı Tren Hattı için bakanlık haleye çıkıyor, çok sayıda firma teklif veriyor, en uygun teklifi veren firmanın verdiği rakam 3 milyar lira.
Bir süre sonra aynı iş yeniden ihale ediliyor ama ihaleye katılacak firmalar davetle belirleniyor.
Aynı proje 9 milyar liraya bir firmaya veriliyor.
Aynı firmaya, bu proje için ayrıca vergi muafiyeti sağlanıyor.
Yani, Sayın Kılıçdaroğlu bir imzayla bir firmaya 6 milyar liralık kıyak yapıldığını belgeleriyle ortaya koyuyor.
Bakalım, İstanbul’daki şov sırasında kentin Büyükşehir Belediye Başkanını yok sayarak görmezden gelen Sayın Ulaştırma Bakanı ve Sayın Cumhurbaşkanı bu iddiaya ne cevap verecek?
Ben söyleyeyim, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Bakan ve ihaleyi alan şirket hemen Kemal Kılıçdaroğlu hakkında ‘Ticari sırrı ifşa etmekten’ dava açacaklardır.
Yaşananlara baktığımda, ‘Ayıp be, günah be..’ demekten kendimi alamıyorum.
Zira Sevgili dostlar;
569 yıl önce Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u kuşattığı günlerde, Bizanslılar ülkelerini kurtaracakları yerde “meleklerin cinsiyetini” tartışıyor, “Melekler erkek midir, yoksa dişi midir?” diye birbirlerini yiyorlardı. Oysa Bizans son günlerini yaşıyor, ülkeleri elden gidiyordu! Bunu düşünen yoktu! “Meleklerin cinsiyeti olur mu, olmaz mı?” diye tartışırken yurtlarını kaybettiler.”
Bizimkiler de, açlık kol gezerken, kuyruklar, yokluklar yaşanırken İstanbul Belediye Başkanının, niye balıkçıda yemek yediğini tartışıyor.
Ne farkı var?