1856 yılına kadar dayanır, çalışanların hak ve emek mücadelesi.
Dünyada gıpta edilecek sonuçlar elde edilmiştir, bu kutlu yolda.
Türkiye’de ilk kez resmi olarak 1923 yılında kutlanmıştır, 1 Mayıs.
Bu günkü iktidarımız, kendine yakın sendikal yapılaşmayı sağladıktan sonra 2008 yılında, ‘Emek ve Dayanışma Günü’ olarak kutlanmasına zemin hazırlamış, 2009 yılında ise 1 Mayıs tatil ilan edilmiştir.
Bu iktidar dönemine kadar, efsane işçi liderleri de çıkardı, sendikal hareketler.
Kapitalizmin pusu kurup yok ettiği.
Türkiye’nin işçi mücadelesi tarihine baktığımızda, sendikal yapının çok güçlü olduğu bir dönem vardır, 1965-1980 arası.
DİSK ve Türk-İş’in bu süreçte önemli çaba ve çalışmaları inkar edilemez düzeydedir.
Öyle ki, 1977 yılında DİSK Taksim’de büyük bir işçi gösterisi düzenlemek için kolları sıvadı.
Tertip Komitesi oluşturuldu.
Taksim Alanının dış güvenliğini emniyet, iç güvenliğini DİSK’in sağlayacağı bir yapılanma kararı alındı.
İlk kez kapitalizm ve onu oyuncak olarak kullanan Emperyalizm, Türkiye’deki bu işçi hareketlerinden rahatsız oldu.
Solun bu önlenemez yükselişinin Taksim’de gövde gösterisi yapmaya hazırlanması, dönemin yandaş ve maşa gazetecilerini de rahatsız etti.
Tercüman Gazetesi'nden Ahmet Kabaklı köşe yazısında kutlamalar ile ilgili; "Yarın 1 Mayıs. DİSK, TİP ve CHP militanları, yarın İstanbul, Ankara ve bütün yurdu kana bulaması mümkün kışkırtma ve tecavüz hareketlerine girişebilecekler. Polisle vuruşmalar muhtemeldir, cinayetler işlenebilir, mallara canlara kıyabilirler. Taktik icabı, kendi aralarında dövüşebilirler, saf vatandaşlar bu arada ölebilir." diye yazılar yazdı.
Aynı Gazetenin bir başka yazarı, Rauf Tamer ise 1 Mayıs 1977 tarihli yazısında; "Arabalar tahrip edilecek. Camlar kırılacak. İnşallah aldanırız, ama kanlar akacak" cümlelerine yer verdi.
Baktılar, kutlamalar planlandığı gibi, 500 bine yakın insanın katılımı ile birlik ve kardeşlik havasında başladı. Görünmez eller devreye sokuldu.
Saat 19.00 sularında dönemin DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan bu ateş sonucu insanlar panik halde kaçışmaya başladı, kısa bir süre içinde Intercontinental Oteli'nin üst katlarından da ateş açıldı.
İnsanlar panik halde kaçmaya çalışırken polis de ses bombaları ve panzerlerle kalabalığa müdahale etmeye başladı. Kalabalık, kaçmak için özellikle Kazancı Yokuşu'na yöneldi ancak burada bulunan bir kamyonun yolu tıkaması yığılmaya ve buna bağlı ezilmelere neden oldu. 28 kişi ezilme ya da boğulma nedeniyle, 5 kişi silahla vurulma nedeniyle, 1 kişi de panzer altında kalarak toplamda 34 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 130 kişi de yaralandı. DİSK'in yayınladığı listede ise 36 kişinin öldüğü belirtilmişti.
Ama biliyor musunuz, 500 dolayında insan gözaltına alınmasına rağmen bu güne kadar tetikleri çeken eller bulunamadı, ortaya çıkarılamadı. 14 yıl süren Kanlı 1 Mayıs Olayları Davası da zaten zaman aşımından düşürüldü.
Tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçen bu günden sonra işçi hareketleri daha etkin şekilde ülke geneline yayıldı.
Güzel ülkemde artık ILO Standartlarına yakın toplu iş sözleşmelerine imza atılıyor, fabrikalarda kararlı grevler gündeme geliyordu.
Kaptalizm, yeni oyunlar sahnelemeye karar verdi, emeği bölmek için.
İmdatlarına 12 Eylül Faşizmi yetişti.
Kenan Evren ilk olarak sendikal hayatı biçti, parçaladı.
İşçi haklarını budadı.
Baktı kapitalizm, böyle olmayacak.
Sarı sendikacılığı oluşturdu bu topraklarda.
Bu gün işçilerin kahır ekseriyeti, bu sarı sendikaların üyesi ve o sendikalar da hak taleplerinde bulunurken işverene ‘Siz nasıl emir buyurursanız efendim’ diyor, işverenin önlerine koyduğu sözleşmeyi okumadan imzalıyorlar.
Hatta 80 sonrasının iktidarları emek yanlısı gözükmek adına memurların da sendikalaşmasına izin verdi.
Gelinen noktada, Muhafazakarlar Memur-Sen ve Hak-İş’te, Orta yolcular Kamusen ve Türk-İş’te, Sol dünya görüşü olanlar DİSK ve KESK’te örgütlendiler.
Sendikacılığın temel esası olan Emeğin Hak Araması ilkesi de böylece ortadan kaldırıldı.
Sağolsun! bu günkü iktidar da, çalışanlar alanlara çıkmasın, pikniğe gitsinler, evlerinde rahat otursunlar diye zaten 1 Mayıs’ı Resmi Tatil ilan etti.
Gelinen noktada, asgari ücretlisi ve çalışanı aç, emeklisi perişan, sendikalaşmanın işten çıkarmayla ödüllendirildiği, kamuda bile taşeron şirketlerin devreye sokularak, emeğin, alın terinin çeşitlendirildiği bir yapı oluştu.
Sendikalar ne mi yapıyor?
Aidat Sendikacılığı hayata geçtiği için, çalışanlar Ankara’da bir avuç işçi ağasının, lüksüne, görkemine, şaşasına hizmet ediyor.
İnanmıyorsanız, Kayseri’nin yetiştirdiği Mümtaz! Sendikacıların hayatlarına şöyle bir göz atın.
Yunus’un bindiği milyonluk Audi bile sendikal hayatımızın ne hale geldiğini özetlemiyor mu?