Onlar, huzurla-istikrarla kavga etti, biz hüzünle seyrettik.
Onlar, yaşadıklarımız için olmayan hayali güçleri suçladı, biz ekmeğimizi çalan o 'Dış Güçler'i arayıp durduk, ama bir türlü bulamadık.
Onların bir bölümü, yaşanan sorunların, sıkıntıların üzerini, hiç değilse seçime kadar örtmeye çalıştı, biz ise sıkıntıları, sorunları cebimizde, yüreğimizde hissettik, dillendirdik, dinletemedik.
Onlar Beka dedi, biz ‘Kimin eseri?’ diye sorduk.
Onlar dış güçler dedi, biz ‘Hani bağımsızdık?’ diye sorduk.
Onlar uydurulan dine sarıldılar, biz indirilen dini savunduk.
Onlar, kendilerinden olmayanlara ‘Adi’ dedi, ‘Şerefsiz’ dedi, ‘Namussuz’ dedi, biz ‘Yazıklar olsun’ diye kınadık.
Onlar, kullanacağımız oyu, ‘Ruz-u Mahşer’de berat belgesi’ olarak tanımlamaya çalıştı, biz ‘Günah işliyorsunuz’ diye karşı çıktık.
Onlar, doğum yeri Doğu’nun bir ili veya ilçesi olduğu için Yurtsever insanları PKK’lı diye afişe etti, biz ‘Vebal alıyorsunuz’ uyarısında bulunduk.
Onlar, Fetö çamurunu ilgisiz siyasilere, bürokratlara bulaştırmak istedi, biz ‘Ama onların ağa babaları içinizde’ diye haykırdık.
Onlar karneli ekmek, domates-patates kuyruklarını, ‘Varlık’ kuyruğu olarak sunmaya çalıştı, biz ‘Hayır Darlık Kuyruğu’ dedik.
Onlar, ‘Büyüyoruz’ diye uyutmaya çalıştı, biz ‘Hayır büyümüyor, uyuyoruz’ diye feryat ettik.
Onlar, ‘İtaat’ dedi, biz ‘Liyakat’ dedik.
Onlar, ‘Uçuyoruz’ dedi, biz ise ‘düşüyoruz’ dedik.
Onlar kürsülerden bölmeye çalıştıkça, biz ‘Demokrasi, kardeşlik, Vatan, Millet’ dedik.
Onlar, ‘Yardım edilmiş yoksullar’ı ve besleyip büyüttükleri Cehaleti cepheye sürerken biz her fırsatta ‘Ortadan kaldırılmış yoksulluk’ için yazdık, çizdik, uyardık.
Onlar, eğitim sistemimizi acınası hale getirirken biz ‘Çağdaş ve Bilimsel Eğitim’in olmazsa olmazlığını işledik.
Onlar, ‘Sübyan okulları’ derken biz ‘Fen liseleri’ diye haykırdık.
Onlar, eli silahlı güruhu ‘Mücahit’ olarak tanımlarken biz ‘Hayır bunlar terörist’ diye feryat ettik.
Onlar ‘İthalat’ dedikçe biz ‘Üretim’ dedik.
Onlar, ‘Tek Vatan, tek Millet, tek Bayrak, tek Devlet’ derken biz ‘Hangi vatan, hangi Millet, hangi Devlet, hangi Bayrak’ diye sorduk.
Onlar, ‘Babalar gibi satarım’ diye efelenirken biz, ‘Satmayın, bu değerler Cumhuriyetin bu millete bıraktığı mirastır’ diye uyardık.
Ve geldik bu güne.
Bu gün sabah saatleri.
Dolar 45 liranın üzerinde
Taze fasulye 300 lira.
Domates 75 lira.
Mazot 75 lira.
Ev kirası emekli maaşının 2, asgari ücretin 1,5 katı.
Açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı 110 bin lira.
Yani diyeceğim dostlar, biz bundan sonra yapılacak seçimlerde neyi oylayacağız.
Türkiye deprem enkazı, ekonomik ve sosyal enkazın altında can verdi, kalanımız komada can çekişiyor.
Ama hala bu enkazın üzerine çıkıp bu milletten oy isteyen, isteyecek pişkin bir yapı var.
Ne dedilerse tersini yapmalarına rağmen.
"Verin oyu, dövizle, faizle nasıl mücadele edilirmiş görün" diyeli 8 yıl oldu, milletçe, dövize ve faize yenildik.
Cehalete yenildik.
Kabalığa, nobranlığa yenildik.
Kısacası, gözlerin karanlığa alışması gibi;
İnsanımız cehalete, kabalığa, safsataya ve niteliksizliğe alıştı, kanıksadı.
Şimdi bilgelik, nezaket, ahlak ve ehil olmak onlara karanlık ve ürkütücü geliyor.
Buna insanın ve toplumun hazin dönüşümü denir.
Bizi dönüştüremediler belki, ama onlara yetecek kadarını dönüştürmeyi başardılar.
Bizim gibilere, yani Demokrasi diyenlere, Cumhuriyet diyenlere, denge diyenlere, deneteme diyenlere, şeffaflık ve hesap verebilirlik diyenlere, kurucu değerler diyenlere ise Silivri'de Hususi! yapılar oluşturdular, oluşturmayı sürdürüyorlar.
Bizdeki aymazlık devam ederse, ilk seçimde belki de son kez oyumuzu kullanacak ve Demokrasi Tabutuna son çivinin çakılmasını hüzünle izleyeceğiz.