Farkında mısınız?
Ülke olarak, Millet olarak tam bir Cendere içerisine alındık.
Yanan ülkemiz ormanları için, orman köyleri için bile üzüntümüzü dile getirsek, bazı kesimlerce ‘İhanet’ yaftası ile yaftalanıyoruz.
Daha orman yangınları sürerken çıkıyor iktidar şımarığı bir belediye başkanı, “Öyle evler yapacak ki TOKİ, evi yanmayanlar, ‘Keşke bizimki de yansaydı’ diyecek” şeklinde TV Kanalına konuşma yapabiliyor.
İktidarın bir genel başkan yardımcısı çıkıyor ve yaşananları eleştirenlere açık açık “Yargı gereğini yapacaktır” diyor, diyebiliyor.
Sanki yargı babasının çiftlik uşağı.
Peki muhalefet ne yapıyor dersiniz?
Onylar ise geleneksel çizginin dışına çıkmamak için ellerinden geleni yapıyor.
Hani şu yangınlar başlamadan birkaç saat önce meclisten bir yasal düzenleme geçti, hatırlıyor musunuz?
Turizm Teşvik yasası adı altında, ülkenin temiz ve yeşil kalan alanlarının bir avuç rant çetesine sunulması amaçlı düzenlemeden bahsediyorum.
Şimdi sorarım Sayın Muhalefet Milletvekiline;
“Kaçınız bu yasa meclisten geçerken çıkıp kürsüden uyarı yaptınız, kaçınız oylamaya katılıp bu düzenleme için ‘Hayır’ oyu kullandınız?”
Güzelim ülkemde, yapanın yanına yaptığı kaldığı sürece daha çok olumsuzluğa tanıklık edecek, elimiz kolumuz bağlı izleyeceğiz, yağmayı, rantı, ülkemin parsel parsel yok edilişini.
Ondandır sürekli çaba gösterdiğim, muhalefetin rutinin dışına çıkması gerektiğini savunmam.
Mesela;
Son 19 yılda yanan ormanlık alanlardan başlamak lazım.
Muhalefet partileri, sağcısı, solcusu birlikte gidip bu alanların üzerine kondurulan otellerin, sitelerin, villaların önünden bize şu güvenceyi vermeli, verebilmeli;
“İktidar olduğumuz gün bu yanan ormanlık alana yaptırılan oteli boşaltacak, yıkacak ve bu yeşil noktayı eski haline getireceğiz. Bunun yaparken da, yıkım ve ağaçlandırmanın giderlerini bu oteli inşa edenden tahsil edeceğiz” demeli, diyebilmeli.
Yetmedi, sonra da gidecek, ülkenin Akciğeri Kaz Dağlarına.
Buradan açık açık maden şirketlerini uyaracak ve diyecek ki, “İktidar olduğumuz gün yarattığınız tahribatın bedelini misliyle size ödetecek, Kaz Dağlarını eski haline getirecek, bedelini sizden alacağız”
Sonra güzel ülkemi bir pıtrak gibi saran türedi zenginler var ya, onların karşısında kararlılıkla duracak ve “Götürdüklerinizi getirene kadar size rahat yok” diyecek, diyebilecek.
Bu kadarcık mı?
Elbette hayır.
Mesela, hiçbir liyakati olmamasına rağmen, bankaların, birliklerin, kurumların, vakıfların, derneklerin, odaların, kooperatiflerin tepesine oturtulan ve bol maaşlarının yanı sıra, tepesine oturtuldukları kurumların değerlerine bir avuç yandaşa paspas eden zübük tipler var ya, zübük tipler.
Onlara diyecek ki muhalefet;
“Cinayetin zaman aşımı vardır, ama hırsızlığın, yolsuzluğun, ihanetin, peşkeşin yoktur. Görevde kaldığınız dönemde yaptıklarınızı gün gün, kuruş kuruş, lira lira mercek altına alacağız. Verdiğiniz ihaleler, bir avuç din pazarlamacısına çektiğiniz kıyaklar, asli görevlerinizin dışında aldığınız tüm maaş ve huzur haklarının bedelini sizden faizi ve cezasıyla geri tahsil edecek, bunu yaparken de Adaletin, hukukun çizdiği yoldan ilerleyeceğiz. İşte o zaman anlayacaksınız adaletin bir gün herkese lazım olacağını”
Sadece o kadar da değil arkadaş.
Mesela ben bilmeli ve inanmalıyım;
Türk Milli Eğitim Sistemini 100 yıl geriye götüren zihniyetin hesap vereceğine.
Yüksek Öğretim Sistemini, zenginin bebesine teslim eden, fakirin bebesinin üniversitelerin önünden geçemediği bir yapıya dönüştürenlerin yargı önüne çıkarılacağına.
Türk Dış Politikasını bu acınası noktaya getirenlerin Yüce Divana hesap vereceğine.
Anayasal Demokratik Sistemi bu günkü ucube yapıya dönüştürenlerle onlara payanda olanların bunun hesabını bir gün mutlaka vereceklerine.
Güzel ülkemin tüm üreten, istihdam yaratan, vergi veren kurumlarının mutlu azınlığa peşkeş çekilmesini sağlayanların bunun bir cezai yükümlülüğü olduğuna inanmasına.
10 misli fiyata yaptırılan yolların, tünellerin, hastanelerin, hava alanlarının bedelinin bu millete ödetilmesinin sorumlularının bir gün yargı önüne çıkarılacağına.
Kalkınma Ajansları, KOSGEB gibi kurumların ekonomik imkanlarının bir avuç mutlu azınlığa tahsis edilmesinin hesabının bir gün sorulacağına.
Ayakkabı kutularının, elbise kılıflarının, biriken rüşvetlerin tasfiyesinin palavra değil gerçek olduğunun kanıtlanmasına.
128 Milyar Doların Hesabının bir gün sorulacağına.
Uyuşturucu ile palazlananların bunun bedelini bir gün ödeyeceklerine.
MAFYA Şeflerine, Hilton Ayarında cezaevi imkanı sunanların bir gün hesap vereceğine.
Yani dediğim, demek istediğim dostlar, hiç kimse ama hiç kimse, yaptığının yanına kalmayacağını bilmeli.
Bunu dikte edecek, kafalara kazıyacak olan da Muhalefettir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Salıdan Salıya yasak savmak için ahkam kesilen yer olmaktan çıkarılmalı.
Muhalefet partileri bu anlamda bir özeleştiri vermeli.
Mesela, son yasal düzenleme sırasında neden mecliste olmadıklarını izah ederek ve milletten özür dileyerek başlayabilirler.