Güzel ülkemin yaşadığı bütün sorunların temelinde, Çağdaş Demokratik Sistemleri rafa kaldırmamız geliyor.
Demokrasiden sapan ülkelerde belli bir kişinin, sınıfın ve zümrenin yaptıkları yasa halini alır.
Demokrasiden sapılan ülkelerde, her uygulama bir dayatmadır.
Demokrasiden sapılan ülkelerde, toplum kesimleri önce cahilleştirilir, sonra da fertlik bilinci ellerinden alınır.
Belli bir kişiye, belli bir zümreye hizmet, ülkeye hizmet kabul ettirilir, edilir.
Demokrasiden sapan milletlerde, ‘ama’ demek, ‘fakat’ demek vatana ihanet gibi sunulur.
Eğitimde biat kültürü işlenir ki, toplum kendisine sunulan en küçük ayrıcalığı bile lütuf olarak kabul etsin.
Yönetenler gerçeği çarpıtarak aktarır ki, o kitleler buna inansın.
Din, en büyük silahtır.
Kur’an dini değil, kendilerinin uydurdukları dini ritüelleri Kur’an dininin önüne koyarlar.
Mesela, “İskandinav ülkelerini batıran bize dayatılan emeklilik sistemidir..” derler, dinleyen kitle dakikalarca alkışlar.
Oysa İskandinav ülkeleri, toplumsal refahı en üst düzeyde yaşayan ülkelerdir.
Ama cehalet bunun bilinmesini gölgeler.
Dedik ya, demokrasiden sapan ülkelerde okumak, araştırmak, bilinç düzeyini yükseltmek tehlikeli uygulamalardır.
Oysa Demokratik toplumlarda, varsa ülkede bir refah kırıntısı, eşit şekilde pay edilerek başlanır işe.
Demokratik ve Refah seviyesi yüksek ülkelerde, Başbakanları, bakanları metroda ayakta seyahat ederken görürsünüz, ya da bisikleti ile işe gittiğine tanık olursunuz.
Mesela demokratik ülkelerde bir başbakan yanlışlıkla kendi kredi kartı yerine kamunun kendisine verdiği kartla bir adet, canı çektiği için çikolata aldı diye hakim huzurunda hesap verir. (Dönemin İsveç Başbakanı Mona Sahlin’in başına geldiği gibi)
Çünkü demokrasilerde ‘Güçler ayrılığı ilkesi’ olmazsa olmazdır.
Ülkeyi yöneten Başbakan da, Cumhurbaşkanı da, mahalle yöneteni de kamunun imkanlarını kullanırken kırk kez düşünür.
Hesap vermesi gerekebilecek işlerden olabildiğince uzak durur.
Peki geri kalmış toplumlarda sistem nasıl işler.
Anlatayım efendim;
O tür toplumlarda en zeki gençler eğitimde Tıp ya da Mühendislik dallarını seçer.
İkinci derecede zekiler ise İş İdaresi veya İktisat gibi alanlarda eğitim almayı tercih ederek en zekilerin görev yaptığı kurumlara idareci olarak atanır.
Üçüncü derece eğitim alanlar ise Siyaseti seçerler ve birinci düzey ile ikinci düzey eğitim almış insanların başına yönetici olurlar.
Eğitim alanında hiç boy göstermemişler ise, siyaset kurumunun kendilerine sağladığı imkanları kullanarak Orduyu, Emniyeti tercih eder. Bunlar da gerek gördüğü takdirde, görevlerinin gücünü kullanarak yönetimleri alaşağı etmeyi bile başarırlar. (15 Temmuz kalkışması örneğinde olduğu gibi)
Ama asıl dehşet olan nedir biliyor musunuz dostlar.
Hiçbir eğitim kurumunun kapısından geçmeyenler ise bir sarık, bir cübbe, biraz sakal ve şalvar giyerek din adamı kılığında faaliyete geçerler.
Din en büyük silah ya..
İşte bu eğitimden nasiplenmemiş güruh kendi uydurdukları, hiçbir kutsal kitapta olmayan uygulamaları din olarak kitlelere dayatır, tekkeler, zaviyeler, tarikatler, cemaatler kurar ve hakimi, savcıyı, doktoru, mühendisi önlerinde düğme ilikletirler.
O nedenle siz siz olun.
Eğitim yolundan, kültür ve bilim yolundan sapmayın.
Hele hele demokrasiden ödün isteyenlerin ağzına da elinizin tersiyle şiddetli bir tokat indirin.