Bağımsızlığın ilk adımı askeri güç, ikinci adımı olarak da iktisadi gücü gören, ülkenin kurucuları, daha kurtuluş savaşının ağır enkazı ortada iken ekonomi alanında, vakit geçirilmeden adımlar atılması gerektiğine inanarak, İzmir İktisat Kongresi’ni toplamış, ekonomik alanda bir seferberliğin ilk adımlarını atmışlardı.
İzmir İktisat Kongresi’nin yapıldığı günlerde, İzmir’e çağrılan bin 135 delege, yeterli konaklama imkanları olmadığı için evlerde misafir edilmiş, bu kadar insanı alacak salon olmadığı için de bir üzüm ve incir işleme tesisi düzenlenerek toplantı salonuna dönüştürülmüştür.
Bu kadar imkansızlıklara rağmen, kurucu irade tek bir şeye inanmıştır.
O da, Ekonomi alanında, tam bağımsızlık sağlanmadıkça, elde edilen askeri başarıların sonuç getirmeyeceği, emperyalizmin bu topraklar üzerindeki emellerinin nihayete ermeyeceği idi.
Ülke genelinde tam bir demiryolu seferberliği başlatıldı.
Nazilli ve Kayseri Sümerbank Dokuma Fabrikaları kurularak, hem ülke genelinde pamuk üretimi teşvik edildi, hem de tamamen dışa bağımlı olduğumuz kumaş üretiminde ilk adımlar atıldı.
Kayseri Uçak Fabrikası için ilk adımlar atılarak demir-çelik üretimi için haddehanelerin kurulması sağlandı.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, şeker üretimi ile pancar üretimi, Sümerbank dokuma fabrikaları ile pamuk üretimi, Savunma Sanayi yatırımları ile demir-çelik ve kömür üretimi adeta teşvik edildi.
Pamuk, çay, fındık, pancar, buğday, et ve balık üretiminin önü açılarak, teşvik edilerek Türkiye kendi kendine yeten bir ülke konumuna geldi, getirildi.
Kültürel gelişmenin önündeki en büyük engel görülen kağıt sektörü için Seka kuruldu. Kağıdımızı kendimiz üretmeye, eserlerimizi kendi kağıdımız ile basmaya başladık.
Cumhuriyetin ilk tesislerinin bazılarının girişinde bu yüzden, “Her fabrika bir kaledir” yazılıydı.
Cumhuriyetin 100. Yılına ulaşmamıza ramak kaldı.
Peki, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan ve ülkenin ekonomik bağımsızlığını adeta güvence altına alan, bununla birlikte tarımsal üretim çeşitlerini de artıran güzel ülkemin bu gün içine düşürüldüğü durum nedir?
Sümerbank dokuma fabrikaları artık yok. Pamukta dışa bağımlıyız.
Tütün örneğin, Tekel vardı, yerli tütün üretimini teşvik amaçlı. Sigara fabrikaları, alkol tesisleri vardı. Hepsini sattık, şimdi ABD ve Japon firmaları üretim yapıyor bu tesislerde. Tütün üretenler, yerli bunu satmaya kalkışınca uyuşturucu üreten gibi yargılanıp cezalandırılıyor.
Fındık üreticisinin güvencesi Fiskobirlik artık şeklen var. Fındık üreticisi sattığı 1 kilo fındık karşılığı, kuru yemişçiden 200 gram fındık alabiliyor.
Şeker Fabrikaları özelleştirildi. Pancar üreticisi can çekişiyor. İktidarın atadığı Kayyum gibi adamlar Şeker Fabrikalarını borç batağının göbeğine oturttu. Örnek, Kayseri Şeker. 2 Katrilyon, 500 trilyon borç içinde. Yıllık kazancı borç faizini bile kapatamıyor.
Buğday üreticisi, gübre alsa mazot alamıyor, mazot alsa tohum alamıyor. Buna karşılık dışarıdan getirdiğimiz buğdaya, içerde yetişen buğdayın iki katı fiyat ödüyoruz.
Zeytin ve Zentinyağı üretiminin güvencesi Tariş, artık ithal ürünler ile rekabet etmekten çok uzak. Zeytincilik can çekişiyor.
Yağlık Ayçiçeğinde rekor üretimler yapan Trakya Çiftçisi kaderi ile baş başa bırakılınca, ithal kapıları açıldı. 1 yıl önce 5 kilosunu 30 liraya aldığımız sıvı ayçiçek yağı artık 3 misli fiyata giriyor mutfaklara.
Türkiye’nin uçak üreten ve Hollanda’ya bile uçak satan tesisi Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi’nin arsalarında, milletin yatıp yuvarlanması için Türkiye’nin en büyük tembellik merkezi açılıyor seneye.
Savunma Sanayimizin yüz akı Tank Palet’in başına gelenleri biliyorsunuz.
Devlet Kasaplık yapmaz denilerek kıyıldı Et ve Balık Kurumu tesislerine. Biri de bizim şehrimizdeydi, hatırlarsanız.
Üreticiye rehberlik etsin diye önyıllar önce kuruldu, Devlet Üretme Çiftlikleri. Şimdi tamamı türedi zenginler tarafından işletiliyor, çiftçi kapısından bile geçemiyor.
Tohumda tamamen dışa bağımlıyız. Yerli tohum ile üretim yapmak suç sayılıyor.
Seka tesislerinin bulunduğu alanlarda TOKİ konutları yükseldi. Kağıtta dışa bağımlıyız artık.
Limanlarımız yabancılarda.
Tüpraşımız, Petkimimiz, bankalarımız, kıyılardaki turizm alanlarımız, Karadeniz’in yaylaları, artık yok.
Elde kalan, kökeni Fatih Sultan Mehmed Han’ın kurduğu dökümhanelere kadar uzanan Makine Kimya Enstitüsü’ne geldi sıra.
Savunma Sanayi’nin en önemli kurumlarından olan ve güzel ülkemin 100 büyük işletmesinden biri olan MKE’nin şirketleştirilmesi için Meclise Kanun Teklifi getirdi, iktidar.
Artık elde satacak bir şey kalmadı.
Şimdiden söyleyeyim, bu güzide kurum şirketleştirildikten sonra “50 Milyon dolar katkı verdiler” denilerek en büyük ortağı Çinli bir şirket olursa şaşırmam, siz de şaşırmayın.