KİRLENDİK, KİRLETTİNİZ...
Yılın son günü..
Yarına, dair umutlarımızı bile yok eden bir yönetim anlayışı var iktidardı.
Yaşadığımız karamsarlıklar o kadar büyük ki, umut ışıklarını gölgede bırakıyor.
Zira, toplum olarak büyük bir kirin, kazınamayacak kadar sertleşmiş fanatizm kabuğunun içerisinde sıkıştık kaldık.
Kabuk sertleştikçe bizi nefessiz bırakmaya devam ediyor.
Umutlar karamsarlığa, özgüven umutsuzluğa, gelecek beklentisi hayal kırıklığına dönüştü..
O kadar kirletildik, o kadar kirlendik ki, havamızın duman ve karbonmonoksitten oluştuğunu bile farketmiyoruz artık.
Futbol maçında gol atanın alevi mi sünni mi olduğunu tartışıyoruz.
Bir terör eylemi sonrası ölenler için saygı duruşu çağrısında ölenin, ölenlerin kim olduğunu sorguluyoruz.
Başka ulusların, başka toplumların acısına gülüyor, mutluluğuna kinleniyoruz.
Cenaze haberi aldığımızda, bizden mi sorusunu sormaya başladık.
Ülkemin neredeyse tamamında, ilkel toplumları aratmayacak görüntüler yaşanıyor ama biz kendi hengamemizden başımızı kaldırıp 'Ne oluyor kardeşim?' sorusunu soramıyoruz.
Herkesin yöneticisi olması gerekenler, herkesin bir bölümüne, tv kanallarından, kürsülerden her gün küfürler savuruyor.
Türkiye'ye dışarıdan bakanların gözlerindeki acıma hissi yüreklerimizi yaralıyor.
Zira bizim göremediklerimiz, duyamadıklarımız BBC, El cezire gibi kanallarda flaş görüntülerle yayılıyor dünyaya.
Dostumuz kalmadı neredeyse yerkürede.
Şimdi hatalarımızı telafi etmek için bazı ülkelerle yeniden ilişki kurma çabası içine düştük, düşürüldük.
Dış Politikada ABD'nin talimatlarının dışına çıkamaz hale geldik.
İçerde yaşananlara bakıyoruz, yüreğimiz daha da burkuluyor.
Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, başarılı olduğunu iddia eden bir yönetim anlayışı var tepemizde.
Her gün ekonomide yeni bir şey deneniyor, ağır faturası ise bu millete ödettiriliyor.
Turizmimiz otel sahibine, ekonomimiz oto galericisinin oğluna, sağlığımız hastaneler zinciri sahibine, eğitimimiz özel eğitim kurumu sahibine, tüm kamu kurumlarımız ise babasının oğlunun vakflarına emanet edildi.
Kamuda ehliyet, liyakat, eğitim aranmıyor artık. Hamili kart yeterli kabul ediliyor.
Bankalarımız, hesap açtıranlara ‘İcazet Belgesi’ veriyor.
Güvenliğimiz, hakkında her gün Mafya’nın onlarca iddia dile getirdiği bir adamın iki dudağı arasında ve o da yaptıklarını kendilerine Allah’ın yaptırdığını söyleyerek suçu Yaradan’a yüklemekte beis görmüyor.
Sadece bir iki örnek vereyim;
Dünya ülkeleri arasında eğitim sıralamasında sonlardayız.
Basın Özgürlüğünde Uganda'nın gerisindeyiz.
OECD Yaşam Standardı endeksinde son ondayız.
Demokratik değerlerin uygulanmasında sonuncuyuz.
Ülkemizin milli gelirinin yüzde 65’ini nüfusun yüzde 1'i kullanıyor.
99'a ise 'Halinize şükredin' nasihatlerinde bulunmak üzere onlarca TV kanalı yayın yapıyor.
Paramızın pul edildiği ve bunun bile başarı ambalajına sarmalanarak bize kabul ettirilmeye çalışıldığı bir dönem yani.
En kritik görevlere getirilen insanların, kanun, tüzük, yönetmelik tanımadığı, söylemleri ile moralimizi biraz daha bozduğu, umutsuzluğumuzu artırdığı günlerden geçiyoruz..
Ticaret Bakanının kendi bakanlığına yüksek fiyattan mal sattığını öğrendik ama Sayın Cumhurbaşkanı görevden aldıktan sonra kendisine teşekkür ettiği için yargı bu bakan hakkında işlem yapmadı, biliyor musunuz?
Literatürümüze 'Çalıyor ama çalışıyor' gibi ahlaki olmayan kavramlar yerleşti son 20 yılda.
Öyle ses kayıtları izledik ki, 'Lanet olsun' sözü sık sık döküldü dilimizden.
Öyle belgeler yayınlandı ki, ‘Bu kadarı olmaz” dedirtecek cinsten.
Ama hepsi yargının kalın duvarlarına çarptı, hiç biri hakkında işlem yapılmadı.
Kayseri’den bir örnek.
2021 yılı içinde bin 135 işletme, işini tasfiye edip işyerini kapattı.
Ama aynı zaman diliminde 1200 Suriyeli Kayseri’de işletme açtı.
Çünkü onlar vergiden ve algıdan muaf. Dokunulmazlar. Dokunanı yakıyorlar.
Dedim ya dostlar, son 20 yıl belleklerimiz o kadar çok çirkinlikle, yolsuzlukla, kayırmayla yüklendi ki, artık taşıyamıyoruz.
Mesela, Kayseri'de 7 mütevazi apartman dairesi satın alabileceğiniz kadar para eden rüşvet saatini koluna takıp meclis kürsüsünde höyküren adamlarla tanıştık.
Mesela, uluslararası dolandırıcılığı tescilli bir adamın, bakan tarafından bakanlığa çağrıldığını, ikinci gün yurtdışına kaçtığını ama kaçmadan mal varlıklarını nakde çevirdiğine tanık olduk.
Mesela, yıllardır yaptıklarının cezasını çeken Mafya atıklarının özel düzenlemelerle tahliye edildiğini, tahliye edildikten sonra bir yerlere el öpmeye gittiklerini izledik, buruk ve huzursuz bir şekilde.
Haksızlığa, hırsızlığa sessiz kalan dilsiz şeytandır hadisine rağmen yaşananları, 'koltuk gider' kaygısıyla izleyen bir yargı, bir meclis ekseriyetinin çaresizliğini seyrettik yıllarca ekranlarda.
Keyfe Keder yasaların, konuya göre yasal düzenlemelerin yapıldığı, torba yasalarla demokrasinin iğdiş eğilmeye çalışıldığına tanık olduk.
Devlet İhale Kanununu 200’ün üzerinde kez değiştiren bir meclisimiz, bakanlıklarımız var.
Fikir özgürlüğü, Cumhuriyet ve Demokrasi diyenleri, teröristlerle aynı sınıfa dahil ederken utanmayan, yüzü kızarmayan insanlar var tepemizde.
Hepsinden önemlisi, sınırlarımızın yol geçen hanına çevrildiği süreci yaşadığımız, devlet hakimiyetinin yok olduğu, Suriyelilerin ülkenin her karış toprağına dağıldıklarını üzülerek izledik, izlemeye devam ediyoruz.
Daha da acı olanı nedir biliyor musunuz?
Demokrasi Tarihimize ‘Kumpas Davaları’ olarak geçen ve Türk Silahlı Kuvvetlerini, Kamu Kurumlarındaki nitelikli yöneticileri, ‘Gizli Tanık’ yalanı ile mahkum eden Fetö’nün yargısını hatırlıyorsunuz değil mi?
Şimdi o yargı mensuplarının izlediği ‘Gizli Tanık’ yalanları ile başkaları mağdur ediliyor, cezaevlerinde süründürülüyor.
Yani değişen bir şey yok güzel ülkemde dostlar.
Artık gelinen noktada, saate bakar gibi, liramızın ne kadar değer kaybettiğini dakika dakika izlediğimiz günler yaşıyoruz.
Yani dostlar, son 20 yıldır dediğimiz, yazdığımız gibi.
2022’de, 2021’i aratacağının ipuçlarını veriyor.
Ama yine de adettendir;
2022’nin size huzur, size Demokrasi, size sorumlu yöneticiler, size mutluluk ve pul olmayan paralar getirmesini diliyor, Yeni Yılınızı kutluyorum.