Aslında Danıştay Dava Daireleri Kurulu’nun, Andımız ve Şeref Madalyaları üzerinden Atatürk Kabartmasının kaldırılmasına ilişkin kararını yazacaktım.
Ama her sabah olduğu gibi yine ulusal-yerel tv kanallarındaki müstesna! isimlerin gündeme ilişkin değerlendirmelerini izlemek adına şöyle bir gezintiye çıktım.
Yandaş kanallardaki yorumcular hala uzayda kalmış olmalı ki, Türkiye’nin Dünya Yerküresinde nasıl bir inci gibi gözüktüğünün masalını anlatmakta, biraz tarafsız kalmayı başaran kanallar Danıştay’ın aldığı son karar ve yeni Anayasa Metninin 3 dille yazılacağına ilişkin haberlerin yorumları ile meşgullerdi.
Muhalif Kanallar ise, yaklaşan kıyamet gününe dikkat çekmekle meşgul.
Sonra yerele dönüş yaptım.
Adını vermeyeceğim.
Ama bir yerel TV Kanalında, yorumcu gürültülü bir şekilde uzun uzun esniyor.
Sonra biraz şekerleme yapıyor.
Diğer taraftan programın gazete başlıklarını okumakla görevli elemanı dikkatleri yorumcudan kendi üzerine çekmek adına ses tonunu yükselterek okumaya başlıyor gazete başlıklarını.
Ama ne mümkün yorumcuyu uyandırmak.
Neyse ki, bir süre yorumcunun şekerlemeden uyanıp, yeniden engin görüşlerini! dinleme imkanına kavuşuyoruz.
Yorumcunun kılığı kıyafeti, hırpani sakalı, boynuna sardığı kaşkolunu ve ‘Hangi dili konuşuyor bu adam dedirten bozuk ve rezil Türkçesini ise’ anlatmaya bile gerek yok.
Sinirden diğer yerel kanallara geçiyorum.
Neredeyse her yerel kanalın kutsadığı ve kötülediği isimler aynı.
Belediye Başkanlarının günlük hayatını öğrenebiliyorsunuz, haber başlıkları ve yorumlarda.
Bir tek başkanların, sabah namazında okuduğu süreler dışında, kimi ziyaret ettikleri, kimin tarafından ziyaret edildikleri, sabah yürüyüşünde kaç adım attıkları, yürüyüş sırasında kimlerle karşılaştıkları, her şeylerini takip etmek mümkün, bu haber ve yorum programlarında.
Sadece kentin sorunları ve muhalif görüşler dışında her şey ama her şey anlatılıyor.
Yapmayın beyler.
Etmeyin.
Kıymayın bu güzelim Gazetecilik Mesleğine.
Program öncesi biraz gazete-kitap karıştırın.
Ondan önce de traş olun.
Kravat takın.
Unutmayın, kullandığınız Internet imkanı ile uydu yayını imkanı ile evlere giriyorsunuz.
İnsanlar, ‘Kim bu adam, ne diyor?’ diye ara sıra size bakıyor.
Üniversite Hocası da, ilkokul öğrencisi de sizi izliyor.
Dolayısıyla, onlara örnek olacak bir kıyafetle çıkın huzura.
Kullandığınız Türkçe, artık bırakın köyleri mezralarda bile bu kadar bozuk değil.
Yani bu ekranları ‘Cehalet’ aşılamak için değil, bilgi, kültür için kullanın.
İnanın, yerel TV Kanallarımız ve bazı ‘Ulusal’ etiketliler, 1990’ların Türkiye’sinden çok daha geride.
Bu günün iktidarının, medya sektörüne yaptığı en büyük kötülük de sanırım bu olsa gerek.
Burada, her türlü imkansızlığa rağmen, görevini hakkıyla yapmaya çalışan, dost ve kardeşlerimi tenzih ederim.
Ama bu sektörü bu acınası hale getirenlere de, “Tarih sizi affetmez, affetmeyecektir, kurduğunuz o kirli havuzlarda boğulacaksınız” demek istiyorum.
NOT; Pandemi sürecinde işini aksatmamaya çalıştığı için virüse yakalanan Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya ve Kanal38 Tv Genel Yayın Yönetmeni Deniz Çağan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, en kısa zamanda sağlıkla atlatmalarını temenni ediyorum.