İktidarın olduğu gibi muhalefetin de yerelde ve genelde izlemesi gereken öncelikleri vardır.
Bu öncelikleri iyi takip ettiğiniz zaman, genelde olduğu gibi yerelde de başarılı olursunuz.
Aksi takdirde, genel iktidarın ve yerel iktidarın önünüze attığı topu çevirmenin ötesine geçemezsiniz.
Genel iktidarın gündeminden başlayalım.
Milletin en önceliği iş-aş kaygısı.
Bunu sağlamanın yolu ise üretim ve istihdamdan geçer.
Peki var mı, üretim ve istihdamı geliştirici bir çalışma?
Yok.
Onlar, kurumların yönetimlerini parselleyerek, yandaşa-candaşa kıyak maaşlar, saraya yakın müteahhitlere yeni iş alanları açmanın ötesinde adım atmıyor.
O zaman genel muhalefete düşen, klasik muhalefetin bir adım ötesine geçmek, etkin çalışmalarla iktidarın toplumu gözden çıkardığını, bir avuz mutlu azınlığa hizmet ettiğini topluma uygulamalarla izah etmektir.
Peki yapılıyor mu?
Hayır.
Klasik Salı toplantılarında, her partinin lideri çıkıyor kürsüye, bilindik klasik konuların bir adım ilerisine gitmiyor.
Aylardır Türkiye, bankalar, KİT’ler, yarı kamu kuruluşları, kamu ortaklığı şirketler gibi kurumların yönetim kurullarına, üniversitelerin rektörlüklerine, dış temsilciliklerimize çöreklenen, bir maaş, iki maaş, üç maaş, hatta 11 maaşa kadar para alan yetersizler topluluğunu tartışıyor.
Ama sadece tartışıyor.
Somut bir adım yok.
Çift maaşlı siyasetçi ve bürokratların sadece Ankara’da olmadığını, Kayseri’de de bunlardan çok sayıda bulunduğunu, Sayın Çetin Arık’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Kürsüsünden yaptığı konuşma ile öğrendik.
Yani, bu virüs tüm ülkeyi sarmış.
O zaman Muhalefet Partilerinin Liderlerine düşen, aynı gün, herkes partisinin etkinliğinde kürsüye çıkmalı ve demeli ki;
“Hak etmediği halde Üniversitelerin en ballı noktalarına atananlar, Partiden kaçmasın diye, Bankaların Yönetim Kurulu Üyeliklerine getirilenler, Mesleki yapıların Tarım Kredi Kooperatifleri gibi, Kamu İktisadi Teşekküllerinin, dış temsilciliklerimizin rahat koltuklarına yerleştirilenler, iktidara geldiğimiz gün ilk işimiz, asli görevinizden aldığınız maaşın dışındaki tüm maaşlarınızı kişi borcu yazacak ve sizden kuruşuna kadar tahsil edeceğiz.”
Bakın o zaman milletten nasıl destek görüyorsunuz.
Bakın o zaman iktidarın maaşlı beslemelerini nasıl bir telaş sarıyor.
Muhalefetin işlemesi gereken temel tez, hiç kimsenin yaptığının yanına kar kalmayacağı tezidir.
Asansörle tepelerdeki makamlara getirilenler, paraşütle ballı koltuklara oturtulanlar yaptıklarının hesabını vereceklerini bilirse, çekinir, hak etmediği yere oturtulmak konusunda imtina eder.
Güzel ülkemin milyarlarca dolarının yurt dışına nasıl kaçırıldığını, türedi zenginlerin Türkiye’de kazandıklarını vergi cennetlerine nasıl istif ettiklerini herkes biliyor da, bu kirli kazançların ülke ekonomisine bir daha nasıl kazandırılacağını bilmiyor.
Muhalefete düşen, bu ülkeden kaçırılan her kuruşun geri getirtileceğinin güvencesini millete vermesi, verirken de nasıl hareket edeceğini izah etmesidir.
“Devr-i Sabık yaratmayacağız” diyerek hırsıza, yalancıya, talancıya çaldıklarının yanında kalacağının güvencesini verirseniz, daha çok çalar, daha fazla parayı yurtdışına istifler.
Bürokrata, attığı her imzanın hesabını bir gün vermek zorunda kalacağını hatırlatırsanız, hırsızlığa, yolsuzluğu, kayırmacılığa imza atmakta imtina eder.
Memura, haddini aşıp ülkenin kurucu iradesine saldırmanın faturasının yarın önüne konulacağını hatırlatırsanız, konuşurken iki kere düşünür.
Bakınız, Kanal İstanbul konusunda sergilenen kararlılık üzerine Sayın Cumhurbaşkanı bile muhalefetin seçimleri kazanacağını üstü kapalı kabullenmiş ve “Söke söke bu paraları sizden alırlar” diyerek yandaşa güvence vermekten kaçınmamıştır.
Önümüzde Makine Kimya Enstitüsünün şirketleştirilmesi ve ülkenin elektrik hizmetlerinin satışı var.
Muhalefet şunu diyebilmeli;
Bu kurumları kim alırsa alsın, iktidar olduğumuz gün yeniden kamulaştıracak, satın alanların ellerinden bu güzide Devlet Kurumlarını geri alacağız.
Bakın o zaman beşli çete yaklaşıyor mu, elektrik işine, MKE’nin özelleştirilmesi konusuna?
Yerel muhalefet demiştim ya.
Neyse onuda yarına bırakalım..