Son zamanlarda yerleştirilmeye çalışılan bir anlayış var kamuoyunda.
“Bu iktidar seçimi kaybetse de gitmez..”
Öyle mi?
Tıpış tıpış gider.
Bunun başka izahı yoktur.
Demokrasilerde söz de karar da Milletindir.
Milletin verdiği karara uymamak, faşizmdir, diktatörlüktür.
Böyle bir girişim, böyle bir düşünce bu Aziz Millet’in ‘Yeter’ diye ayağa kalkmasına neden olur.
Tamam, dünyanın en özgürlükçü rejimidir Demokrasi.
Ama Demokrasilerin de kendilerini koruma refleksi vardır ve buna Millet İradesi denir.
Geçen kısa zaman diliminde şu gerçeği gördük;
Türkiye Cumhuriyeti, bir tek kişinin her şeye karar verebileceği kadar küçük bir ülke değildir.
Ondandır ülkenin devasa sorunlarına her geçen gün yeni sorunların eklenmesi.
Patates-Soğan sıkıntısını soğancıya, marketlerdeki fahiş fiyatları marketler zincirine, paramızın pul oluşunu dış güçlere, işsizliği “İşsizlik yok ama iş beğenmezlik var’a, alınan yanlış kararları muhalefete yükleyerek yürütürsünüz bir süre yönetimi, ama her geçen gün hoşnutsuzlar artmaya başlar.
Sonunda Millet İradesi dediğimiz büyük güç devreye girer ve yönetimi senden alıp başkasına verir.
Cumhuriyet’in 98. Yılını geride bıraktık.
İnceleyin Cumhuriyet öncesini, ilk yıllarını.
Elinde Padişah olmak, Kral olmak, Tek Adam olmak fırsatları olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bunu yapmak yerine Millet dedi, Bağımsızlık dedi, Kalkınma dedi.
Samsun’a çıktığında takvimler 19 Mayıs 1919’du.
Samsun’a çıktığı günden sonra sadece 19 yıl yaşadı.
Ama yarısı İngilizin, Yunanın, Fransızın, İtalyanın eline geçmiş bu aziz vatan toprağını düşman çizmesinden temizledi.
Kadını ile, erkeği ile eşit haklara sahip bir toplum yarattı.
Padişaha, yaptıklarını görmeyerek ‘Cennet Mekan’ diyen ve fert olmaktan korkanları, fert olmaya razı etti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı.
Ülkenin her yanında kalkınma hamlesi başlattı.
Tarımsal kalkınmanın önündeki engelleri bir bir kaldırarak, güzel ülkemin ayaklarına vurulan prangaları kırdı ve ‘Tarım ve Hayvancılıkta Kendi Kendine yeten ülkeler” sınıfına dahil etti, Türkiye’yi.
“İstikbal göklerdedir” şiarıyla, Ulukışla’ya kadar trenle, oradan kağnılarla uçak üreten makineleri getirip Kayseri’de uçak üretimine öncülük etti.
Nerde diye soran varsa söyleyeyim;
Recep Tayyip Erdoğan Millet Bahçesi yapılıyor ya hani, işte tam da orada.
Karadeniz Bölgesinde çay ve fındık, Akdeniz Bölgesinde narenciye üretimi seferberliği ile, Rusların ülkemize kurduğu fabrikaların bedelini narenciye ürünleri ile ödeyecek kadar ileri görüşlü idi.
Milletine hiçbir zaman tepeden bakmadı.
Sizin galoşla girdiğiniz tarlalarda bağdaş kurup, çiftçinin sıkıntılarını sorunlarını dinledi.
Hiçbir Dünya Ülkesi’nin lideri, Atatürk’ün randevu talebini geri çevirmediği gibi, hepsi ayağına geldiler.
Her fırsatta, Türk Milleti’ne özgürlük ve bağımsızlığın önemini vurguladı.
Tek kurşun atmadan, Hatay Cumhuriyetini Türkiye sınırlarına dahil etti.
Yetiştirdiği kadroların kurduğu köy enstitülerinden, duvar ustalarının da tiyatro yapabileceği , piyano çalabileceği mezunlar yetiştirildi.
Yani 19 yıl gibi kısa zaman diliminde, pırıl pırıl parlayan bir yıldız ülke yarattı.
Hem de, “Para yoksa bulunur, Ordu yoksa kurulur” şiarıyla.
Oysa siz 20 yıldır iktidarsınız ve Atatürk’ün bu ülkeye kazandırdıklarını satıp savarak geçirdiniz devasa zaman dilimini.
Ama şimdi bakıyoruz, her sıkıntının faturasını olmayan ‘Dış Güçler’e kesiyorsunuz.
Kardeşim, ülkede kalkınma ve üretim seferberliği ilan ettin de, dış güçler mi engel oldu?
Üniversiteleri, dünyanın sayılı üniversiteleri ile rekabet edecek bilgi, bilim ve araştırma imkanları ile donattın da, dış güçler mi engel oldu?
Her vilayette, 3-5-10 fen lisesi açtın da dış güçler mi engel oldu.
Sümerbankları, Seka Tesislerini, Devlet Üretme Çiftliklerini, satmak yerine günün teknolojik imkanları ile donattın da dış güçler mi engel oldu?
Her Bölgede her yıl ‘İktisat Kongreleri düzenleyip, iş dünyasının önüne yeni hedefler koydun da” dış güçler mi engel oldu?
Kamuda liyakati, ekonomide, dış politikada uzmanlara söz ve yetki verdin de dış güçler mi engel oldu?
Fikir Özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, Basın Özgürlüğünün, önüne engel koymak yerine sınırlarını genişlettin de dış güçler mi engel oldu?
Adalet kurumunu, bağımsız, tarafsız hale getirdin de, dış güçler mi engel oldu?
Üniversitelerin, Merkez Bankası’nın, bilimsel araştırma kurumlarının bağımsızlığını güvence altına alıp, aldıkları kararları, hoşunuza gitmese de uygulattın da, dış güçler mi engel oldu?
Yani, yine demeden geçemeyeceğim;
Türkiye Cumhuriyeti, bir tek kişinin her şeye karar verebileceği kadar küçük bir ülke değildir.
O nedenle, yine söz ve karar millete düşecek ve sandık önüne geldiğinde en doğru kararı verecektir.
“Gitmez” anlayışı, iktidar adaylarına aba altından sopa göstermek, ilkel ülkelere özgüdür ve Türkiye’de tutmaz.