Biliyorum, geçecek bu karanlık günler, bu kapalı hayat, bu ekonomik kabus, bu virüs kabusu.
Biliyorum, yeniden başlayacağız hayata, kaldığımız yerden.
Biliyorum, yaşayamadığımız güzelliklere yeniden kavuşacak, güzel ülkemin kırlarında karşılayacağız, huzurlu normal günleri.
Normalleşeceğiz yani, belki bir, belki birkaç aya.
Ama dostlar bu zor günler yeni başlangıçlara vesile olsun istiyorum.
Yaşam tarzı haline getirdiğimiz tüm olumsuzluklardan da arınalım ne dersiniz?
Mesela toplum olarak, düşünmeyi başkalarına ihale edip, her olumsuzluğa ‘vardır bir bildikleri’ demek kolaycılığından vazgeçelim.
Ya da, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” ilkelliğinden.
Ağacını, kuşunu, toprağını, çiçeğini koruyalım yenilerini ekleyelim ki, Cennet Ülkem daha yaşanabilir hale gelsin.
Bize şah damarımızdan yakın olduğunu, yüce kitabında yazan Yaradan’a ulaşmak için, cehaleti empoze eden kerameti kendinden menkul cüceleri yüceleştirmekten vazgeçelim artık.
Yalana yalan diyebilme cesareti edinmekle başlayalım mesela.
Ya da, Hırsıza hırsız, zübüğe zübük demek, diyebilmek hazzını yaşayarak örneğin.
Gaflet uykusundan uyanalım ve kaldıralım başımızı.
Bir Batıya, sonra bir de Doğuya bakalım.
Sadece bir soru soralım kendimize.
Neden Müslüman Coğrafyası bu kadar acınacak halde?
Neden güzel ülkemi birileri bu acınacak noktaya götürmek istiyor?
Neden bilimi rehber edinen Yerküre bu kadar gelişmiş durumda?
Ya da, neden dünyanın ezilen Müslümanları Katar’a, Arabistan’a değil de İngiltere, Fransa ve ABD’ye sığınmanın yollarını arıyor, Batıya kapağı atabilmek adına Akdeniz’de boğulmayı göze alıyorlar?
Neden Müslüman Coğrafyasında mülteci konuma gelmişleri, Türkiye dışında kabul eden tek bir Müslüman ülke yok?
Mesela, ülkemizdeki 5 milyon Suriyelinin neden 1 Milyonu Suud topraklarına, 1 milyonu Katar’a akın etmedi?
Sonra dönelim güzel ülkemize ve sorgulamaya devam edelim.
Mesela soralım kendimize, aylardır Dünyanın gelişmiş coğrafyasından binlerce ölüm haberi bize dayatılırken neden ülkemizin hasta ve ölüm sayıları bizden gizlendi?
Ya da, açlık sınırının altında yaşarken neden bize, “Dünyanın en gelişmiş ülkesiyiz” yalanı sürekli tekrarlanıyor?
Veya Cumhuriyetin tüm değerleri tek tek elden çıkarılırken ve yerine yenisi konulmazken neden hala ‘Kalkınma Masalı’na inanmamız isteniyor?
Çin’e ilk ticari seferi düzenlediklerini iddia ederek Devlet Töreni ile yola çıkarılan tren, neden Halkalı’nın ötesine geçemiyor?
Hadi hepsini geçtik, neden Türk Lirası bu acınası hale geldi, Gana Parası karşısında bile değer kaybetti?
Bilmek hakkımız değil mi?
Ya da hangi amaçla, Dış Ticaret Fazlası veren ülkeler bile yüzde 0 büyüyebilirken bizim neremiz 7.4 büyüdü?
Veya, geçen ay aldığımız bir kilo peynir için ödediğimiz paraya bu ay ancak o peynirin yarısını alabildik, buna rağmen neden bize enflasyon yüzde 20 masalı anlatılıyor?
Tamam hepsini geçtik, sadece tek bir soru sorun kendinize lütfen;
Ülkenin her karış coğrafyasında İmam-Hatip Okulları yaptıran, teşvik eden, arsa tahsis eden biti kanlanmışların çocukları neden yurtdışında, Fen Liselerinde, Özel Kolejlerde de bize İmam-Hatip okulu dayatılıyor?
Onu da soramıyorsanız, lütfen sorun kendinize;
Fetö İhanet Çetesi ülkede hangi kurumu hedef almıştı, Türk Silahlı Kuvvetlerini..
Peki o zaman, bu gün askerimizin harp okulları, askeri liseleri, askeri hastaneleri neden kapatıldı?
Fetö’nün de amacı bu değil miydi?
Bu soruları yönetenlere sorun da, kendinize de lütfen çeki-düzen verin, kriz ve pandemi sonrası dönemde.
Mesela, oldukça ilkel bir uygulama olan ‘Koç gibi kafa tokuşturma’ alışkanlığımızdan vazgeçelim.
Ortadoğu Ülkelerinde tanık olduğumuz, Ruhani mi, Hırpani mi, Şeytani mi belli olmayan sakallarımızı kesip hiç değilse bu anlamda fabrika ayarlarına dönelim.
Önünüze gelen bir metni, çok uzun bir yazı diye göz ardı etmek yerine okuyalım, ne demek isteniyor kafa yoralım.
Sizin okumaya erindiğiniz bir metin, bir kitap, bir makale için verilen emeğe saygı için bunu yapalım.
Göreceksiniz, okuyacağınız her kitap, her makale, her metin sizin önünüzde yeni dünyaların açılmasını sağlayacaktır.
Ve Allah Aşkına, lütfen hak etmeyen insanlara, hak etmedikleri payeler vererek kendimize ‘Ulu’lar yaratıp onların önünde kendimizi kullaştırmayalım.
Soran, sorgulayan olalım.
Göreceksiniz o zaman yeni dönem çok daha mutlu, çok daha huzurlu bir dünyanın oluşmasına katkı koymuş olacağız.