Yıllar önceydi.
Kayseri Vizyon Dergisi’ni yayınlıyordum.
Dostum, kardeşim, tanıdığım en iyi grafiker Tevfik Eraslan ile sohbet ederken dedim ki;
“Tevfik Derginin bu ayki kapağını sen hazırlasan..”
Ne olacağını sordu konunun.
Tek bir kelime dedim..
“Osmanlılaştıramadıklarımızdan mısınız?”
Daha o zaman toplumun üzerinde küçük çaplı denemeler yapıyorlardı.
Mesela, simitçi tezgahlarının üzerine kondurulan kubbe gibi, turistik işletmelerde fes ve şalvarlı personel gibi, mimaride oval kapı, pencereler gibi.
Muhteşem bir kapak çalışması yapmıştı Tevfik, ama gündeme yeni olaylar girince kullanamadık.
Anlatmak istediğim, nihai hedefleri Demokratik Türkiye’nin yapısını değiştirmek olan bazı kesimler, fırsat buldukça oynadılar genetiğimizle.
Toplumun kılcal damarlarına zerkettiler, ayırımcılığı, dinsel ve mezhepsel farklılıkları, etnik yapıların sorun haline getirilmesi, alevi yurttaşların evlerine işaret konulması gibi.
Bakmayın siz Cem Evlerinde her Muharrem Ayı’nda boncuk gibi dizilen ve birlikten, beraberlikten söz edenlere.
Söz konusu kamu görevi olduğunda, sicilinde ‘Alevi’ yazanlar yönetici bile yapılmıyor günümüzde.
Ama Tarikat ehli ise, badem bıyıklarının hakkı sonuna kadar veriliyor.
Sonra kıyafetimize el attılar.
Bir zamanların, kravatlı modern giyimli insanları şimdi sakallı ve şavarlı. Üstüne de fes yerine sarık, kaşkol yerine ise Poşu modası yaşıyoruz.
Kamu çalışanlarını ziyaret eden amirleri giydikleri pantolonun ütüsüne bakıyor ve diz kapağına gelen bölüm ütülü ise “Namaz kılmıyor” notu düşülüyor siciline.
Yakında kısa kollu gömlek giyenlerin kollarındaki kıllar mercek altına alınırsa, Talibanın yaptığı gibi kimse şaşırmasın.
Yani dostlar, demek istediğim Osmanlı İmparatorluğunu tarihten silen, Bektaşiyye , Mevleviyye, Evhadiyye, Bayramiyye, Rifâiyye, Kâzerûniyye, Kübreviyye, Zeyniyye, Halvetiyye , Nakşibendiyye, Semerkandiyye, Kādiriyye, Şâzeliyye, Sa‘diyye, Bedeviyye tarikatları, farklı isimler ve farklı söylemlerle bu gün yine ülkeyi, Demokrasiyi, Cumhuriyeti, medeniyeti lime lime ediyorlar.
Onların yeni isimlerinden bazıları ise;
Gülen Cemaati, Süleymancılar, Menzil, İsmailağa, Yahyalı Cemaati, Alvarlı Efe Cemaati, İskenderpaşa Cemaati, Kırkıncı Hoca Cemaati, Işıkçılar, Cerrahi, Tebliğ, Haydar Baş, Kıbrısi, Yeni Asyacılar, Hakikatçılar, Erenköy.
Güzel ülkem, meçhule doğru gidiyor bu cahiller sürüsünün önünde.
Eskiden, Avrupalı liderleri ağırlardı Ankara.
Şimdi bir bakın, sarayı ve sultanı olmayan hiçbir ülkeyle doğrudan ilişkimiz kaldı mı?
Afrika’nın, Asya’nın, Güney Amerika’nın saraylarındaki sultanları ile muhatap edilir hale geldik.
Demokratik bir Anayasa var ama güzel ülkemin kaderine bir tek kişi hükmediyor.
Türkiye Cumhuriyeti adını taşıyoruz ama Milli Bayramlarımızın kutlanmaması için yukarıdakiler ellerinden geleni yapıyor.
Ülkenin Kurucu değerleri ve Kurucusu bir cahil sürüsünün önüne meze edildi.
Atatürk Büstüne saldırmak sonra da Oruç Baba, bilmem ne baba türbesine yüz sürmek saygın olmanın ilk şartı oldu.
Yani bir yol ayırımındayız.
Millet olarak, Demokrasiye, Cumhuriyete, Cağdaşlığa, Bilime, Kültüre, Sanata, Edebiyata, üretime, istihdama, hepsinden önemlisi de Bağımsızlığa giden köprüden önceki son sapağı da kaçırırsak Afganistan oluruz, Pakistan ediliriz, Suriye’ye gıptayla bakar hale geliriz.
Gelin izin vermeyelim bu kahredici gidişe.
Unutmayalım, Taliban Afganistan’ı 3 günde ele geçirdi.
O üç gün gelmeden uyanalım.
Yarın çok geç olabilir.