Bakmayın siz, değersizleştirmeye çalışanların söylemlerine.
28 Şubat 2022, Türk Siyasi Tarihinde unutulmayacak bir fotoğraf karesi ile yerini almıştır.
Farklı Dünya görüşlerine sahip, ortak düşünceleri Demokratik Türkiye çizgisinde birleşen 6 siyasi partinin lideri, bu günkü iktidarın, yancısı bir kaç küçük siyasi oluşum ile el ele vererek, yerle yeksan ettiği Demokratik Hayatımız için bir Restorasyon Projesi hazırlayıp altına imza koydular 28 Şubat’ta.
Özlediğimiz modern bir toplum olmanın taahhüdüdür bu metin.
“Ben yaptım, oldu” anlayışının rafa kalkacağı, devletin yasalarla yönetileceği, ayrıcalıklı bir sınıfın tahakkümüne son verileceğinin taahhüdüdür bu belge.
O nedenle bu tarihi birliktelik, sahibinin sesi iktidar medyası tarafından görülmemeye çalışılmıştır.
Tabii, şehrimizin yetiştirip Ankaraya gönderdiği medar-ı iftiharımız! bir gazeteci, ulusal alanda yayın yapan bir kanalda engin görüşlerini dile getirerek, “Bu belge, CHP’nin liderliğinde ve ev sahipliğinde imzalanmış, davetlilerin listesi CHP genel merkezinde hazırlanmıştır. İçinde terörle mücadele ile ilgili bir tek cümle yoktur. Dış politika unutulmuştur” gibi eleştirel! söylemlerde bulunsa da, bunların hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.
Zira, bu belge Türkiye Cumhuriyeti’ni yeniden Çağdaş Anayasal bir Hukuk Devleti’ne dönüştürmenin yol haritasıdır.
Cumhurbaşkanı’nın sınırsız yetkilerle devleti dönüştürmenin önüne geçecek bir mutabakat belgesidir.
Yargıyı, bağımsız kılan, üniversiteleri yeniden bilimin hakim olduğu yapılara dönüştürmeyi taahhüt eden, basın özgürlüğünü güvence altına alan, bir gelecek belgesidir.
Basın-Yayın Kuruluşlarının üst kurumlarını yönetenlerin, ellerindeki sopaları kıracak bir taahhütnamedir bu belge.
Bu birliktelik baharla birlikte filizlenecek, boy verecek ve umudun her yerde yeniden dal budak haline gelmesine öncülük edecek bir birlikteliktir.
Artık kurtarıcı aramanın ilkelliğini gösteren, gösterecek olan bir belgedir bu belge.
Bu belge Anayasa Metni haline getirilsin ve bu gün halk oyuna sunulsun, inanıyorum AKP’lilerden bile çok büyük oranda oy alacaktır.
Zira, hiçbir yönetim biçimi ile uyuşmayan, Burhan Kuzu’nun eseri bu ucube sistem en fazla AKP’lileri rahatsız etmeye başlamıştır.
Daha da ilginci nedir biliyor musunuz?
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluş bildirgesi ve seçim beyannamelerini okuyun, bu gün 6 siyasi parti liderinin ortaya koyduğu taahhütlerin bir tık ilerisinde söylem ve taahhütler bulacaksınız.
O nedenle, iktidar kanadının siyaset çöplüğünden çıkararak, “Bu oluşum ve belge ihanetin belgesidir” dedirttiğine bakmayın.
Bu belge, koltuk aşkının yönlendirdiği insanların değil, memleket sevdasını ön planda tutanların yönetimde söz sahibi olmaları gerektiğini gösteren bir taahhütnamedir.
Siz sanıyor musunuz, bu saatten sonra o koltuklara oturanlar ülkeyi aileleri ile birlikte yönetecekler.
Siz sanıyor musunuz, “Dedesi, amcası din adamı” denilerek, devasa Türkiye Cumhuriyeti Kurumlarının başına, yetersiz insanlar oturtulacak.
Siz sanıyor musunuz, bu ilkeler hayata geçtikten sonra İntihal Uzmanı adamlar üniversitelerin tepelerinde keyif çatacak. Merdivenaltı üniversiteler, iktidar yancılarına bol bol cübbe giydirebilecek.
Siz sanıyor musunuz, ‘Gazeteci maskeli’ soytarılar, günün 24 saati TV ekranlarında, her gün gazete köşelerinde ‘Algı’ üretebilecek, milletle alay edecek.
Siz sanıyor musunuz, ülkenin her alanda kaderi tek adamın iki dudağı arasına hapsedilebilecek.
Siz sanıyor musunuz, asgari ücret rakamına, elektrik fiyatlarına, özelleştirilecek kurumların kime kaça verileceğine, ülkenin yıllık enflasyonunun yüzde kaç olacağına, hal kabzımalına dış işleri, turistik oteller zinciri patronuna turizm, tarikat kontenjanından seçilen özel hastaneleri olan adama sağlık, uluslar arası gıda kartelinin temsilcisine tarım, özel okullar sahibine eğitim bir daha emanet edilebilecek.
O nedenle, partisine, liderine bakılmaksızın bu taahhütlere millet olarak sahip çıkmak zorundayız.
Bu taahhütler, 100 önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Arkadaşlarının özlemle temelleri attıkları, yıkıp viraneye dönüşen Çağdaş Türkiye’nin yeniden Restorasyonu için ilk adımdır.
O nedenle millet olarak sahip çıkmak hepimizin görevidir.
Sağdan-Soldan şahsi anlamda eleştiriler geliyor, “Vay efendim Kıçıldaroğlu ile mi, Davutoğlu ile mi, Babacanla mı” gibilerinden.
Ya da, “Daha Cumhurbaşkanı adayı belirleyemediler, bu birlikteliğin geleceği yok” türünden.
Bu saatten sonra, Millet İttifakının göstereceği aday bu ilkelere uyacağını taahhüt edecek, o nedenle kim olacağının hiçbir hükmü yoktur.
Zira önümüzdeki seçim Parti Devleti isteyenler ile “Okula, kışlaya, mabede siyaseti uzak tutalım” diyenlerin seçimi olacaktır.
Bu seçim, tek adam isteyenler ile Demokrasiyi özleyenlerin arasında bir seçim olacaktır.
Bu seçim, ülkenin içine düşürüldüğü acınası noktanın ızdırabını yüreğinde hissedenler ile bir ülkenin ve bir milletin kaderinin tek adamın iki dudağı arasında kalması gerektiğini savunanların seçimi olacaktır.
Kısacası bu millet, ama bu yıl ama gelecek yıl önüne gelen sandıkta, kendisinin ‘ilim ile mi, zulüm ile mi’ yönetileceğine karar verecektir.