Ecdat kan verdi, can verdi bizim geleceğimiz için.
Düşman çizmesini çıkardı bu topraklardan, bir bölümünü denize dökerek.
Tam 102 yıldır, onursuzca sökülüp bu topraklardan atılanlar plan üstüne plan yaptılar.
Millet olarak, ülke olarak atmaya kalktığımız her adımda önümüze ket koydular.
Artık teknolojide, üretimde, tarımsal girdilerde, eğitimde bile boğazımıza kadar dışa bağımlıyız.
Emperyalizm, yerli taşeronları sayesinde ülkemin her parçasını kontrolü altına aldı.
102 yılın son 25 yılında bunu aleni olarak yaptılar.
Bulgurumuzu bile yabancıların bizden satın alıp işlettiği tesisler üretiyor, var mı ötesi.
Son 25 yılda koro halinde bağırdık.
İçinde zerre vatan sevgisi, milli ruh olanların bu feryatları, emperyalist maşaları tarafından farklı gösterildi, kurdukları havuz kanallarından.
Yurtsever’in Hain, Hain’in Yurtsever olarak pazarlandığı bir çeyrek asırı geride bıraktık.
Sonuç mu?
Yıllarca Üniversitelerde hocalık, rektörlük, dekanlık yapmış felsefeci bir Belediye Başkanı PKK ve KCK Üyesi olmaktan tutuklanıp cezaevine gönderilirken bu ihanet yapılarının kurucusu ve hamisi, Meclise davet ediliyor.
Var mı ötesi.
Öyle değil diyenlere önerim Fetullah Gülen Haini için dökülen gözyaşlarını örnek göstermem bilmem yeter mi?
Siz sanıyor musunuz, Fetullah Gülen öldü, emperyalizm elini yakamızdan çekti.
Ülkeyi zehirli sarmaşık gibi saran, ilimi, bilimi, teknolojiyi reddeden, “Yüce Kitabı” güzel okuyanlar için görkemli icazet törenleri düzenleyen, ama Yüce Kitabın ne yazdığını soranları kafirlikle suçlayan bir güruh hakim artık ülkenin tepelerine.
O güruh, kadını Osmanlı Dönemine götürüp köle ve cariye olarak köle pazarlarına sürmek istiyor.
Ülkemizin gururu olan İstanbul Sözleşmesinden bir gecede ondan çıktık, çıkarıldık.
Acı olan, kendini insandan saymayan bu güruh için her kentin bir çok yerinde kadınlar bir araya geliyor ve rüya anlatarak, hayal satarak esir edilmiş kadınların sayısını her geçen gün biraz daha artırıyor.
“Kur-an’ı Kerim’de böyle bir şey yok. Sizin yarattığınız din Emevi Geleneklerinden ibarettir” diyen aydın din adamları ise sürülüyor bu topraklardan, haklarında ölüm fermanları yayınlanıyor.
Ülkede hasbelkader Cumhuriyet tarihinin ilk 70 yılında kurulan sanayi tesislerinin tamamı yabancıların ve yabancılarca kontrol edilen sermayenin eline geçti.
“Cebimizden 5 kuruş çıkmayacak” yalanı ile inşa edilen köprülerin, havaalanlarının, yolların ve hastanelerin bedeli bize ve çocuklarımıza fatura edildi.
Ülkenin vergi sistemi, kümesteki tavuklar üzerine inşa edildi.
Milyarlık vergi borçları siliniyor, 3 kuruş vergi borcunu ödeyemeyenler ise bankacılık sisteminin ‘Kirli adamları’ oluveriyor.
Ülkenin altı üstüne getirildi.
Atatürk ve Silah arkadaşlarının, daha sonra bir avuç yurtseverin inşa ettiği Türkiye Cumhuriyeti, tanınamayacak kadar ağır yaralı.
Eskiden zengin olarak bildiklerimizin oturduğu villalarda artık uluslararası uyuşturucu baronları ikamet ediyor.
“Parası olan da olmayan da gidip istediği hastanede tedavi olacak, ilacını istediği eczaneden alacak” mavalı ile kurulan hastanelerde bebelerin hayatları üzerinde kumar oynayan kirli insanlar var artık.
Hani demiştim ya Emperyalizm intikam alıyor diye.
Kızılay sayıları 1,5 milyonun üzerine çıkan 62 ülkeden ülkemize çeşitli yollarla gelenlere düzenli maaş ödüyor, biliyor musunuz?
Bu ödemeleri de AB Fonlarına fatura ediyor.
İçlerinde Işid’çisinden, yaşadığı ülkede yaralanmış sakat kalmış teröriste kadar kimi ararsanız var.
Sağlığımızı emanet ettiler, ülkeye kaçak yollarla gelmiş ve “Ben doktorum, bu da diplomam” diyen insanlara.
Hiçbir sınav, hiçbir teste tabi tutmadan, hatta diploması gerçek mi sahte mi araştırmadan.
Çıkmadı bunların bazıları Mossad Ajanı?
Ülkede adalet kabuğuna çekildi, yurttaş ile iletişimini kopardı, bakmayın verdiği kararlarda söze Türk Milleti adına diye başlamasına.
Eğitim’de Taliban Rejiminin eğitim sisteminin bir benzerini yerleştirdik okullarımıza.
Ekonomide, “Borç bulursak tok, bulamazsak açız” noktasına getirildi, Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti.
Yakılan Ormanlarımızın yerlerine ağaç yerine otel diken çok uluslu şirketler Turizmimizi de ele geçirdi.
Bizdeki Turizmden sorumlu bakan ile bu iktidarın semirttiği yağlı kesim de artık tatilini Yunan Adalarında geçiriyor.
Biz ve bizim gibiler ise Bodrum, Marmaris, Fetiye gibi tatil yörelerine sadece iş aramak için alınıyoruz neredeyse.
Dünyanın gıpta ettiği Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tanınamayacak konuma getirildi.
Harp Okulları kapatıldı, askeri mahkemeleri yok artık, yaralandıklarında tedavi gördükleri hastanelerine el konuldu.
İşte böylesi bir dönemde ülke insanı, “Yapana yaptığının hesabını soracak, bu milletin kaynaklarını yok eden anlayışın burnundan yaptıklarını fitil fitil getireceğiz” diyen kararlı bir ses bekler ya.
Çıktı o ses İstanbul'dan, yayıldı Türkiye'nin pek çok büyük kentine.
Ama bedeli ağır oldu biliyor musunuz, "Bu adamda dürüst çıktı, şerefsiz" dedikleri belediye başkanlarını, belediye bürokratlarını toplayıp zindanlara tıktılar, şimdi onlara suç uydurmakla meşguller.
40 bin kişinin kanı elinde bulunan bir insanın meclise davet edildiği bir süreç yaşadığımızı ne zaman anlayacak, adına muhalefet partisi dediklerimiz.
Millet aç.
İflaslar ülkemin her yerinde.
Ama iktidar ve yancısının derdi, liderleri ölene kadar iktidarda kalabilmek.
Bunun için Apo'nun mesajları TV'lerden canlı yayınlanıyor yine.
Yeni filmin adı, "Terörsüz Türkiye.."
Barış ve Huzur için yapılsa bu çalışmalar, yine anlarız.
Tek amaç, bir takım karanlık çevrelerce katkı verilerek hazırlanan Anayasa Metninin meclisten geçmesini sağlamak.
Ama güzel ülkemde her gün yeni pıtrak partileri kurulmaya ve muhalefet bölünüp parçalanmaya devam ediyor.
Partilerinden koparılanlara da, haftasında AKP rozeti takıyor.
Artık eminim, bu iktidar halkın oyuyla muhalefet partilerinden seçilen milletvekilleri ve belediye başkanlarına şu mesajı veriyor;
“Ya taraf olacaksınız, ya da bertaraf…”