Bir toplumu yok edeceksen, kültür ayarları ile oynayarak başlayacaksın.
Tıpkı güzel ülkemde yaşananlar gibi..
Günlerdir izliyorsunuz değil mi?
Tamer Karadağlı adındaki bir densiz, bir ödül töreninde sanatçının ödülünü verirken yaptığı şaklabanlıklar, Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi haline getirildi.
Televizyonlar, gazeteler, sosyal medya bu adamın zırvalarından geçilmiyor.
İşte iktidarın oluşturmaya çalıştığı, yeni ‘Toplumsal yapı’ konusundaki başarısı..
Kadını yok sayan ‘Taş Fırın erkeği’ modelinin hakimiyeti.
Sadece bu kadar mı..
Yıllardır uygulana-gelen bir hakim kültürün esiri haline getirildik.
Bir magazin konusu, en can yakıcı toplumsal sorunun önüne geçiyor ve bu toplumsal sorun unutturuluyor adeta.
Kibariye’nin, Tamer Karadağlı’nın saçma-sapan söylemleri, Ülkesi için feryat eden bir ekonomistin, bir siyasetçinin söylemlerinin önüne geçtiği için de en can yakıcı meseleler gözlerden kaçırılıyor.
Türkiye, ekonomik, sosyal ve siyasal bakımdan tam bir Karakış’a giriyor.
Milletin alım gücü, en temel gereksinimlerini bile karşılamaktan uzak.
Ülkenin Cumhurbaşkanı, “Ekonomi bizim işimiz” dedikçe fiyatlar katlanmaya, ücretler erimeye devam ediyor.
Millet zor ekonomik koşullarla baş etmek için adeta kendini hayata kapattı.
Ama evdeki ampulün yanmaya, araç motorunun çalışmaya, kalorifer peteğinin ısınmaya ihtiyacı var ve sabit gelirli bunların ekonomik giderini bile karşılamaktan uzak hale geldi.
Geçen yılın Ekim’inde 12 lira olan yumurtanın koli fiyatı 39 lira 95 kuruş.
Geçen yıl 2 lira 95 kuruşa aldığımız LPG 6 lira.
Kırsalda geçen yıl 90 liraya satın alınabilen tüpgaz 165 lira.
Gıda enflasyonu yüzde 100’e doğru koşarken Türk Milleti’ne Tamer Karadağlı’nın densizliğini konuşturan ise, hakim yoz kültür.
İktidar sıkıştığında, bu güne kadar bir türlü ortaya çıkaramadığı “Dış güçler” masalı anlatılmaya başlanıyor.
Sormazlar mı birader;
Bu dış güçler tavuk kümeslerine kadar girdi ve yumurtayı bile bu kadar zamlattı ise, siz ne iş yaparsınız?
O nedenle tekrar vurguluyorum, biz toplum olarak hep bir ağızdan “Kral çıplak” demediğimiz sürece soframızdan yiyeceklerimiz bir bir çalınmaya devam eder ve bu günkü gibi sofrada bir tek kuru ekmek kalır.
Muhalefet temsilcileri, iktidarın önüne bir top yuvarladı ve 3-5 gündür, “Siyasi cinayetler olabilir” söylemini tartışıyoruz.
Tam da iktidarın arayıpta bulamadığı bir fırsat.
Muhalefet bu zamansız söylemi ile, enflasyonu, hayat pahalılığını ikinci plana attı.
Oysa en büyük cinayet, ülkede iktidar eliyle sürdürülen ‘Ekonomik Terör’dür.
Toplumun paramparça edilmesidir.
Eğitimin, sağlığın özel sektörün insafına bırakılmasıdır.
Tamam ülkede siyasi cinayetler olabileceği bir gerçektir.
Ülkenin en tepesinden, “Bunlar daha iyi günleriniz” ya da “Ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını da hatırlatmak istiyoruz" seslerinin yükselmesi bu ihtimalin somut göstergesidir.
Bu ihtimalin örneklerini, sokak ortasında dövülen, tartaklanan gazetecilerden, siyasilerden var sayıyoruz.
Ama birader ülkelerin, toplumların öncelikleri vardır.
Muhalefetin görevi de, bu toplumsal sorunları her gün ön planda tutarak, çözüm önerileri sunarak iktidar olmaya yol almalıdır