Bana göre siyaset bir zamanlama sanatıdır.
Vakti zamanı gelmeden hamle yapmak, parlak bir geleceği yok edebilir.
O nedenle her şeyin vaktini, gününü beklemek lazım.
Son zamanlarda, özellikle halkın ilgisine mazhar olan İyi Parti ve son yerel seçimlerde parti tabanını bile şaşırtan bir başarı elde eden CHP içerisinde yaşanan gelişmelere baktığımızda, insanın inanası gelmiyor.
Muharrem İnce, Mustafa Sarıgül, Öztürk Yılmaz, Doğu Perincek, Ümit Özdağ.
Bu isimleri tek tek ele aldığımızda, hepsinin bulundukları siyasi alanlarda özgün ağırlıkları olduğu bir gerçek.
Ama anladığım kadarıyla hepsinin, genel başkanlık hatta Cumhurbaşkanlığı gibi beklentileri varmış.
Baktılar, bulundukları partilerde bu ideallerini gerçekleştirme imkanı gittikçe azalıyor.
Her biri partisini kurdu veya kurma hazırlığına girişti, ya da partinin merkezine kafa tutarak gelişen muhalefete engel olmaya çalışıyor.
Deniz Baykal’ın genel başkan olduğu dönemde yazdım, ısrarla bu görüşü korumaya devam ediyorum.
“Mustafa Sarıgül denen zat, Fetullah Gülen’in CHP Operasyonudur” diye.
Ne zaman ki, CHP’de bir hareketlenme, canlanma olur Sarıgül sahneye sürülür.
Öztürk Yılmaz CHP’ye girdiği günden bu yana her fırsatta dile getirdim, getirmeye devam edeceğim.
Eğer bu zat ülkesini seven, dürüst bir insan olsaydı, Işid sürecini tüm çıplaklığı ile kamuoyuna anlatır, bu süreçte yapılan pazarlıkları biz de öğrenmiş olurduk. Yani, neyin karşılığı Işid tarafından serbest bırakıldığını, hadi onu geçtik, cep telefonunun bir ay boyunca nasıl şarjının bitmediğini ve Işıd’den gizli kullanabildiğinin sırrını öğrenirdik hiç değilse.
Doğu Perinçek zaten her devrin karıştırıcısı. Havuç cazip geldi, iktidar yerine muhalefete saldırarak tarihi misyonun kendisine yüklediği sorumluluğu” yerine getirmeye çalışıyor.
Ama Muharrem İnce.
İşte akıl edemediğim, anlamlandıramadığım nokta da bu.
Yıllar önce, daha CHP Grup Başkanvekili olmadan Kayseri’de bir program yapmıştım kendisi ile.
“Çocuklarıma vasiyetimdir. Öldüğümde beni CHP’nin aracı ile götürün köyüme ve toprağa verin” diyordu.
CHP Yönetimi de kendisine, nadir insana nasip olacak kadar önemli bir görev ve sorumluluk verdi.
Az kalsın, Cumhurbaşkanı olacaktı.
Ama seçim gecesi, kendisine duyulan güveni tuzla buz etti.
Şimdi ise, son yerel seçimlerde elde edilen başarı ile birlikte kenarda kalmanın rahatsızlığını, partisinden intikam almaya dönüştürdü.
Parti kuracakmış.
Yazıktır, Türk Siyasetinin her köşesini ülkenin geleceği için değil, kendi istikbali için koşturan ne kadar çok adam sarmış.
90’lı yıllardı sanırım, CHP Kayseri’de il kongresi yapıyor.
3 aday yarışıyor ve hiç birisi, yönetim listesine, delege listesine Merhum Niyazi Bahçecioğlu’nu yazmıyor.
Ama kongre öncesi en çok koşturanın o olduğunu görünce sordum;
“Sayın başkan, il başkanı adayları sözbirliği etmişçesine bir kurultay delegesi olmana bile engel oluyor, siz hala parti için koşturuyorsunuz. Neden?” diye.
Hiç unutmayacağım bir yaklaşım getirdi ve dedi ki;
“Ahmet bey, bu kent halkı beni 3 defa Şehr-i Emin olarak görevlendirdi. Partim de 3 kez aday yaptı. Benim bu kent halkına ve bu partiye vefa borcum vardır. Borcumun az bir kısmını ödeyebilirsem ne mutlu bana..”
İşte siyasi ahlak, işte siyasi erdem.
Mübarek adam seni bu parti Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdi.
Çekil köşene ve buradan izle gelişmeleri.
Yanlış bulduklarını ise taşeron medyanın kanallarında, sayfalarında değil parti içinde seslendir, tartış.
Ve Ümit Özdağ.
Yıllardır fikirlerine, görüşlerine, bakış açısına önem verdiğim bir isim.
Ama gelinen noktada parti içi çekişme sonucu yönetime giremedi.
Tamam, güç dengesi mücadelesi vardır belki.
Ama, toplumun yüzünü İyi Parti’ye çevirdiği bir dönemde zamanı mı, partiyi yıpratacak çıkışlar yapmanın?
Tamam, Muharrem İnce, Haluk Pekşen, Hüsnü Bozkurt, Aykut Erdoğdu, Eren Erdem gibi isimler CHP’nin merkezinde yer almalıydı.
Tamam Ümit Özdağ, Aytunç Çıray gibi hatipler İyi Parti genel merkez yönetiminde yer bulmalıydı.
Tamam bunların tamamı parti içi güç dengelerine kurban edildiler.
Ama zamanı mı birader, Cumhur ittifakının ekmeğine yağ sürmenin?
Parti liderine kazan kaldırmanın?