gaziantep escort
Bugun...


Üstün Tuncer

facebook-paylas
ABDULLAH GÜL, “CUMHURİYETİN İKİNCİ YÜZYIL VİZYONUNU” ÇİZDİ.
Tarih: 16-10-2023 22:25:00 Güncelleme: 16-10-2023 22:25:00


Abdullah Gül Üniversitesi tarafından düzenlenen, “Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında Sürdürülebilir Kalkınma Sürecinde Türkiye” konulu panele katılmak üzere Kayseri’ye gelen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, panelde yaptığı konuşmada, “TÜRKİYE’NİN İKİNCİ YÜZYIL” tablosunu çizerken, önemli mesajlar verdi.
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Demokrasiden, insan haklarına, özgürlüklerden, temel hak ve hürriyetlere, iç politikadan dış politikaya, ekonomiden, sanayileşmeye, Avrupa Birliği sürecinden, günümüzde yaşanan toplumsal ve sosyal olayları tarihsel bir süreç içinde ele alarak değerlendirdi. Konuşmasında, cumhuriyetin kazanımlarına sık sık dikkat çeken ve cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına “Yorgun” girdiğine dikkat çeken Abdullah Gül, “Kaybedilen yılları yeniden kazanmak için evimizin içini düzeltmemiz lazım. Evinin içi düzgün olan ülkeler, her alanda başarılı olur. Ekonomi de, dış politika da, kalkınmada her alanda” diye konuştu.
ÜLKEMİZ ÇOK YORULDU...
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “1990’lı yıllarda Avrupa yeni entegrasyon sürecini yaşarken, kısa süreli hükümetler ve siyasi istikrarsızlıklar, uzun görüşlü vizyoner politikalara imkân vermediği için Türkiye olarak bu fırsatlardan da yararlanamadı. Bu yıllarda Türkiye ele geçirebileceği avantajları da kaybetti. Kısır siyasi çekişmeler nedeniyle pek çok fırsatı kaçırdığımız yıllar oldu. Bu yıllarda Türkiye Ele geçirebileceği avantajları da kaybetti. Övüneceğimiz, gurur duyacağımız gerçekten samimi olarak söylüyorum ki çok şey var. İndiğim havaalanlarında, geçtiğim otobanlarda temelini atıp açılışını yaptığımız köprülerde, tünellerde bütün bunların yansımalarını görüyoruz ve övünüyoruz. Ama eğer sadece bunlarla kalırsak o zaman gelecek yüzyılı değerlendiremeyiz” dedi.
KÜRT SORUNUNU ÇÖZEBİLİRDİK
Gül, Cumhuriyetin kazanımlarından söz ederken, Türkiye’nin terörden çok yara aldığını ve çok zaman kaybettiğine dikkat çekti, “Önemli bir konuya daha değinmeliyim. Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923’lerde İzmit konuşmasında dikkati çektiği Kürt meselesinin, büyük bir özgüven içinde daha kapsamlı demokratik ve temel hak ve özgürlükler çerçevesinde çözümünü gerçekleştirebilseydik, bütün vatandaşlarımızın ülkeye aidiyet ve sadakatini pekiştirir ve meselenin bölgesel boyutlara varmasını, böylece uluslararası güçlerin oyunu haline gelmesini engelleyebilirdik. Ne yazık ki önce Sovyetler ve Rusya’nın, ardından da Amerikan güçlerinin kendi bölgesel çıkarları ve öncelikleri doğrultusunda lojistik destek verdikleri bölücü terör, ülkemizin iç barış ve ekonomik kalkınmasında bir engel oluşturdu” diye konuştu.
EN BÜYÜK KAZANIM LAİKLİK .
Abdullah Gül, Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından birisinin laiklik ilkesi olduğunu söyledi. Gül, bu konuda düşüncelerini aktarırken, “Türkiye Cumhuriyeti, sosyal, lak ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir cumhuriyettir. Laikliğin kabulü, islam coğrafyasında başlı başına büyük bir başarıdır. Başarı için mukayeseli bir çalışma gerekir. Ancak, o zaman gelecek yüzyılı hedefleyebiliriz. Cumhuriyetimizi ileri gelişmiş bir demokrasi ile taçlandıramadık. Hala refah devleti değiliz. Orta gelirli bir devlet haline geldik. İleri demokrasiyi özledik” ifadesini kullandı. Gül, “Ekonomiye eğitime, sağlığa bakınca, ne kadar perfoırmans kaybettiğimizi görüyoruz. Ne hale düştük” diye konuştu.
AVRUPA BİRLİĞİ BİZİM İÇİN BİR ŞANS
2055 yılında Avrupa Birliği ile yapılan “Tam Ortaklık” görüşmelerinin Türkiye için büyük bir şans olduğunu ancak, Türkiye’nin bu treni kaçırdığını söyleyen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Demokrasi, hukuk ve ekonomi gibi konularda çok iyi bir iklim yakalamıştık. Kopenhag ve Mastrich kriterlerini uygulamaya koyduk. Bu kriterleri, Türkiye’ye “Ankara Kriterleri” olarak anlattık. AB’ye katılım siyasi bir karardır. Olmadı” diyerek, AB- Türkiye İlişkilerinin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
AK PARTİ TÜRKİYE İÇİN BİR FIRSATTI
Ak parti’nin kuruluş yıllarına da değinen Abdullah Gül, “Ak parti Hükümeti Türkiye için büyük bir fırsattı, Demokrasi, insan haklarına dayalı sağlam ve tutarlı bir programı vardı. Dış Politika da “Barış” temelli bir politikamız vardı. Demokrasi, bütün çarkları ile işliyordu. 3 Mart tezkeresi ile Irak Savaşı’nın bir parçası olmak yerine, savaşı istemediğimizi açıkça ortaya koyduk” diyerek, o yıllarda uygulanan dış politikada ve TBMM’nin güçlü iradesine dikkat çekiyordu.
YENİ ANAYASA’NE DESTEK
“Türkiye, cumhuriyetimizin kuruluşunun ikinci yüzyılına yeni bir anayasa ile girilmelidir” diyerek konuşmasını sürdüren Gül, yeni anayasa teklifine destek verdi. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Bu fırsatı, ön yargıdan uzak bir şekilde iyi değerlendirmeliyiz. Türkiye, darbe hükümetleri tarafından hazırlanan ve zaman zaman değişikliğe uğrayan bir anayasa ile yönetilmektedir. Sivil bir anayasaya ihtiyacımız var. Ancak yeni anayasa, evrensel ilkeleri benimseyen, eşit vatandaşlık temeli üzerine kurulmalıdır. Demokrasi, İnsan hakları, temel hak ve hürriyetler, düşünce ve ifade özgürlüğünü koruyan ve geliştiren bir anayasa olmalıdır” dedi.
OSMANLIDAN CUMHURİYETE..
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “100. yıl olağanüstü bir yıldönümü, yani bir asrın bittiğinden söz ediyoruz. Dolayısıyla böyle bir yüzyıl geçtikten sonra milletimizin tarihinde bunu en iyi şekilde değerlendirmek, bundan dersler çıkartmak, bu çıkan derslerle geleceğe bakmak, gelecek yüzyılın perspektifini çizmek, bütün bunlar için bu tip toplantıların yapılmasını çok önemli görüyorum. Buradan çıkacak fikirlerin politika uygulamalarına geçmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Arzu ederim ki Türkiye’de çok yaygın şekilde üniversiteler, sivil toplum örgütleri, ciddi müesseseler bu konularla ilgili ciddi çalışmalar yaparlar.Önemli tarihimizin Yüzyılının böyle bir döneminde böyle önemli çalışmalar yapmak büyük bir sorumluluktur. Bütün kurumların, bütün üniversitelerin, bütün devlet kurumlarının, diğer sivil toplum örgütlerinin, aydınların, düşünürlerin, bilim insanlarının yazılar yazması, kitaplar yayınlanması, bütün bu araştırmaların, tartışmaların neticesinde yeni politikaların ortaya çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Bu bağlamda çok hareketlilik görmemekten de doğrusu hayret ediyorum” sözleri ile başladığı konuşmasını AGÜ’nün başarılarından duyduğu memnuniyeti dile getirerek sürdürdü.
Gül, konuşmasının büyük bölümünü “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı vizyonuna” ayırdı. Ekonomiden eğitime, hukuktan, sosyal hayata her alanda görüşlerini açıklarken, “Eğitime çok önem vermeliyiz. Şayet, Atatürk’ün gösterdiği çağdaş, muassır medeniyetler seviyesine çıkma mücadelesinde başarılı olacaksak, önce eğitime önem vermeliyiz” diyerek Türkiye’nin ikinci yüzyıl tablosunun ortaya koydu ve bir yol haritası çizdi.
11.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuşmasına şöyle devam etti.
“Hala tabii vakit var. Umuyorum ki bu çalışmaların hepsi yapılır.
AGÜ’nün, kuruluşundan bu yana yüksek eğitim alanında öğrenci memnuniyetini önceleyen bir
yaklaşımla çok önemli başarılara imza atıyor olması bir gurur vesilesi. Bundan sonra da bu başarıları
göstermesi ve iyi bir üniversite olması gerekir bunun altını çiziyorum. Herhangi bir üniversite olmak
değil, iyi bir üniversite olmak yolunda kararlı, ciddi çalışmalarla ilerlemeleri Türkiye’ye en büyük
hediye olduğuna inanıyorum.
Bununla birlikte, hemen sözlerimin başında başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere İstiklal
harbinin kahramanlarını ve Cumhuriyetin kurucu büyüklerini rahmetle ve saygıyla anıyorum.
Şüphesiz ki yüz yıl önce Cumhuriyeti kuranlar, Osmanlı İmparatorluğunun paşaları ve aydınlarıydı.
Onlar başta Avrupa olmak üzere dünyadaki köklü değişimi yakından takip ediyorlardı.
Zaten İmparatorluğun son yüzyılı ve özellikle son elli yılına baktığımızda hep bu arayışlarla geçti.
Öyle ki, 1808 tarihindeki Senedi İttifak’tan başlayan,1876’da ilk Anayasanın kabulü, 1877’de ilk
parlementonun toplanması, 1908’de ilk çok partili seçimlerin yapılması bütün bunlar
aslında Türkiye’nin yolunun Cumhuriyete, demokrasiye evrileceğini gösteriyordu. Tüm bu arayış
çabaları Cumhuriyet, hukuk devleti ve demokrasi fikrini benimseyen Gazi Mustafa Kemal ve
arkadaşlarının yeni yol haritası olmuştu. Öyle ki, kurtuluş savaşını başlatan cemiyetin adını “Müdafaa-
i Hukuk Cemiyeti” koyacak kadar hem istiklali hem de istikbali hep hukukta gördükleri için bunu
koymuşlar.
ÇOK PAERTİLİ HAYATA GEÇİŞ
Hemen Cumhuriyetin ilanından sonra çok partili siyasi ortama geçme tartışmalarına baktığımızda
demokrasi, hürriyet, liberalizm, hükümetin denetimi kavramlarına atfettikleri önem Cumhuriyetin
kurucu önderlerinin entelektüel seviyesini gösteriyor. Dolayısıyla kurucuların aklında sadece
Cumhuriyet değil daha ilerisine yönelik bir vizyon bulunuyor.
Yeni Türk Devleti ve Cumhuriyetin kuruluşundan bir süre sonra İkinci Dünya Savaşı çıktı. Şöyle bir
Bir kaç başlıkla gözden geçirmek istiyorum. Bu savaşa Türkiye’yi dahil etmemek ve ülkeyi savaşın
yıkımından korumak çok kıymetli idi. Neticede savaşı kapımızda iliklerimize kadar hissetsek
de Türkiye’yi savaşın tahribatından uzak tutmayı bir taraf olmayarak başardık.
Öte yandan, 1950’lere kadarki bazı politika ve uygulamaların halkın reformlara yeteri kadar katılımını
engellediği de bir gerçektir. Dolayısıyla, yukarıdan aşağıya doğru olağanüstü yönetim altında
gerçekleşen uygulamaların neticelerini bugün bile Türk siyaset sathında kutuplaşmaların ana kaynağı
olarak görüyoruz.
Her ne kadar 1946 yılından itibaren ülkede çok partili siyasi zemin ve düzgün yapılan seçimler olsa
da, ne yazık ki talihsiz askeri müdahaleler ve onların çizdiği çerçevede hazırlanan Anayasalar, sivil
siyaset ve yönetimler üzerinde askeri vesayet kılıcını hep canlı tuttular.
Tabii ülkemizde yaşananlar, dünyadaki gelişmelerden kopuk bir şekilde gerçekleşmedi. 1950’lere
kadar, Dünya Harbine kadar Almanya, İspanya, İtalya’daki rejimler ki, o zaman faşist ve otoriter
rejimlerin etkileri de bölgemize yansıdı. Genel itibarıyla, Soğuk Savaş döneminin ideolojik
yaklaşımlarının maliyeti öğrenci ve sendika hareketleriyle ortaya çıktı.
Dolayısıyla 1970’ler ve 1980’ler, ideolojik iç çatışmalar ve hesaplaşmalar, demagoji ve polemik dolu
kısır siyasi çekişmeler nedeniyle pek çok fırsatı kaçırdığımız yıllar oldu.
Soğuk Savaşın sona erdiği, demir perdenin yıkıldığı 1990’lı yıllarda Avrupa yeni entegrasyon sürecini
yaşarken, kısa süreli hükümetler ve siyasi istikrarsızlıklar, uzun görüşlü vizyoner politikalara imkân vermediği için Türkiye olarak bu fırsatlardan da
Yararlanamadı. Bu yıllarda türkiye ele geçirebileceği avantajları da kaybetti.
KÜRT SORUNU
Önemli bir konuya daha değinmeliyim. Mustafa Kemal Paşa’nın daha 1923’lerde
İzmit konuşmasında dikkati çektiği Kürt meselesinin, büyük bir özgüven içinde daha kapsamlı
demokratik ve temel hak ve özgürlükler çerçevesinde çözümünü gerçekleştirebilseydik, bütün
vatandaşlarımızın ülkeye aidiyet ve sadakatini pekiştirir ve meselenin bölgesel boyutlara varmasını,
böylece uluslararası güçlerin oyunu haline gelmesini engelleyebilirdik.
Ne yazık ki önce Sovyetler ve Rusya’nın, ardından da Amerikan güçlerinin kendi bölgesel çıkarları ve
öncelikleri doğrultusunda lojistik destek verdikleri bölücü terör, ülkemizin iç barış ve ekonomik
kalkınmasında bir engel oluşturdu.
2000’li yılları, yani “Millenyum”u sadece Türkiye değil, tüm dünya olarak büyük bir heyecanla
karşıladık. Ekonomide liberal değerlerin hakim olduğu, dış politikada diyalog ve işbirliğinin her kapının anahtarı olduğu bir dönem başladı. Brüksel’de NATO-Rusya Konseyinin tarafları aynı masa etrafında birleştirdiği, karşılıklı dayanışma ve işbirliği mekanizmalarının kurulduğu bu süreç dünya barışı için bir umut oldu. O dönemde elde edilen uzlaşıdan bugün dünyanın geldiği duruma şöyle bakınca doğrusu dehşete düşmemek mümkün değil. O dönemde, Ruslarla NATO üyesi ülkeler olarak bir araya gelip karşılıklı tartışıyor, konuşuyor, problemler diyalogla nasıl çözülür diye fikir üretiyorduk. Böyle samimi bir ortam vardı.
Şimdi o ortamdan bugün gelinen noktayı şöyle bir düşünürseniz gerçekten çok dehşet verici.
Ne yazık ki New York’taki 11 Eylül 2001 terör saldırısı bölgemizde ve dünyada güvenlik öncelikli
bir bakış açısını öne çıkarttı ve uluslararası konularda uzlaşı yerine tek taraflılığın önünü açtı.
İşte böyle bir dönemde, uzun bir aradan sonra, 2002 yılında, büyük bir çoğunlukla AK Parti
Hükümetini kurduk.
Böyle güçlü bir hükümet Türkiye için bir fırsattı. Demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri önemseyen,
hukuk ve ekonomi alanlarına reformcu bir zihniyetle yaklaşan ve gerçekten çok ciddi hazırlıklar ortaya
koyduğumuz, çok tutarlı ve sağlam bir hükümet programımız vardı.
Ayrıca çevremizdeki ülkelerle iyi ilişkiler geliştirmek ve ekonomik işbirliği havzası oluşturmak da
programımızın bir parçası idi. Hükümetin öncelikleri bu bakış açısının uygulanması idi. Bu sebeple,
ABD öncülüğünde bölgemizdeki askeri yaklaşımlara kaygı ile bakmamız ve onlara mesafeli
davranmamız gerekiyordu.
Bu mülahazalar 3 Mart tezkeresinin Meclisimizden geçmemesinin nedeni oldu.
Nitekim Irak savaşının bir parçası olmak istemediğimizi TBMM’nin hür iradesiyle tüm dünyaya
göstermiş olduk.
Bu karar başta Avrupa olmak üzere, Arap ve Türk dünyasında büyük bir saygınlık oluşturdu.
Daha önceki hükümetlerin Avrupa Birliği hedefi sürecini ve ekonominin düzetilmesiyle ilgili yapısal
reformlarını üstlenip, daha kararlı ve güçlü bir şekilde bu süreci ve reformları ileri taşıdık.
AB’ne katılmanın iki ön şartı olan Kopenhag siyasi ve Maastricht ekonomik kriterleriyle ilgili
düzenlemeleri süratli bir şekilde gerçekleştirdiğimiz için 2005 yılında üyelik müzakerelerine
başladık. O müzakereleri başlatan bir kişi olarak doğrusu yine o günlere dönüp baktığımda bunlar çok
önemli dönüm noktalarıydı.
Demokrasi, hukuk ve ekonomi-mali konulardaki düzenlemeler reformlarla el ele gittiği için Türkiye’de
daha güvenli bir ekonomik iklim yaratıldı. Oluşan güven ortamı Türkiye’yi bölgemizde güvenli bir
adaya dönüştürdü ve doğrudan yatırımlara dönük sermaye akımını tarihinin en yüksek seviyesine
çıkarttı.
Ekonomide sürdürülebilir bir büyümenin gerçek ölçütü olan “toplam faktör verimliliği” ilk on yıllık
ortalama olarak 0.9 gibi son elli yılın en yüksek oranına çıktı. Bu kapsamlı süreç aynı zamanda İslam
ve Türk dünyasında da ilham kaynağı oldu.
O güne kadar geri plana atılmış olan Arap ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizi de bu dönemde
geliştirdik Türk Devletleriyle ilişkilere atfettiğimiz özel önemle 2009 yılında Türk Konseyi’ni şimdiki
adıyla Türk Devletleri Teşkilatını kurduk.
Bütün bunlar, bu reformcu zihniyet, evin içini düzene koymak ve güçlendirme zihniyeti Türkiye’ye,
Türk ekonomisine, Türk demokrasisine çok sağlam irade getirmiş oldu.
Ne yazık ki bu trend devam edemedi. Suriye savaşına çok erken yıllarda siyasi çözüm bulunamaması
ve ülkemizin büyük düzensiz göçe maruz kalması, hain darbe girişiminin yaşattığı travma ve büyük
depremler, afetler son on yılda ülkemizi çok yordu.
İşte değindiğim bu ana hususlar ve gelişmeler, geçtiğimiz 100 yılın ardından Cumhuriyetimizin ikinci
yüzyılını nasıl tasavvur etmemiz gerektiği konusunda bizi düşünceye sevk etmeli.
Şüphesiz ki, Cumhuriyetin bizatihi kendisi ve ortaya koyduğu demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devleti ilkelerinin Müslüman bir toplumun bütün kesimleri tarafından kabul edilmesi başlı başına
büyük bir başarıdır. Ayrıca övüneceğimiz ve gurur duyacağımız başarılarımız, gelişmeler ve
ilerlemeler mevcuttur.
İlerlemeler bakımından son yıllarda özellikle gerçekleştirilen büyük ölçekli imar projeleri önemlidir.
Yapılan yollar, köprüler, havaalanlarıyla ve barajlarla ülkemiz takdire şayan bir ivme kaydetti.
Gerçek başarıyı nasıl ölçeriz? Gerçek başarıyı mukayese yaparak ölçeriz. Mukayeseli bir çalışma ortaya konulursa bize benzeyen memleketler nereden nereye geldi? Onlar neler yaptı? Biz neler yaptık? Bu mukayeseli bir çalışmayla ortaya konursa o zaman şapkamızı önümüze koyup ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor. Övüneceğimiz, gurur duyacağımız gerçekten samimi olarak söylüyorum ki çok şey var. İndiğim havaalanlarında, geçtiğim otobanlarda temelini atıp açılışını yaptığımız köprülerde, tünellerde bütün bunların yansımalarını görüyoruz ve övünüyoruz. Ama eğer sadece bunlarla kalırsak o zaman gelecek yüzyılı değerlendiremeyiz.
Acaba bu Yüzyıl içerisinde neler yapsaydık da nerelere gelebilirdik, alternatifler neler olabilirdi?
Bunları ciddi insanların düşünmesi ve çalışması gerekir. Bütün bunları söyledikten sonra daha
neler yapılabilirdi ama gerçeklemedi şöyle bir hatırlatmak isterim.
Gerçekten hüzün vericidir ki bir asır geçmesine rağmen “Cumhuriyetimizi”, hala ileri, gelişmiş bir
demokrasi ile henüz taçlandıramadık. Demokrasi tabii ki var Türkiye’de. Ama söylediğim ileri ve
gelişmiş bir demokrasi ile ne kastedildiği gayet iyi biliniyor.
Hala orta gelirli bir ülke olmamız ve gelir dağılımında ortaya çıkan eşitsizlik “refah devletleri”
arasında henüzzikredilemiyoruz. Uluslararası analizlere, raporlara, ilgili tablolara baktığınızda
Türkiye’nin yeri refah toplumları arasında geçmiyor.
Uluslararası endeksler, ekonomiden eğitime, sağlıktan refah ve mutlulukla ilgili alanlara daha iyi bir
performans sergilememiz gerektiğini gösteriyor.
Şimdi bütün bunları soğukkanlılıkla değerlendirip geleceğe ümitle bakma zamanı. Geleceğe daha
iddialı ve kararlı bakmamız için bir sebep var ortada o da şu ki; bizden ileride olanları yakalamak,
aradaki mesafeyi kapatmak hedefimiz olmalı. Şimdi bunun için neler yapmamız gerektiğini de
yine birkaç başlıkla dikkatinize getireceğim.
Malum, Cumhuriyetin kuruluşundan beri ortaya konan başlıca hedef, “muasır medeniyetlerin
seviyesine çıkmaktır”. Bu özetle milleti mutlu ve müreffeh yapmak demektir. Bunun için her türlü
ideolojik önyargılardan uzak, zihnimizin berrak olması gerekir. Herkesin dünyagörüşü ve
ideolojisi tabii ki farklı olabilir çoğulculuk zaten bunu gerektiriyor.
Ancak halklarını mutlu ve zengin yapmayı başaran ülkelerin hangi yollardan geçtiği
bellidir. Dolayısıyla nasıl refah toplumu olunur, milleti nasıl mutlu edersiniz bunların da cevapları
belli aslında.
Biz cihanşümul devletler kuran, imparatorluk geçmişi olan bir milletiz. Büyük bir özgüven içinde önce
evimizin içini düzene koymalıyız.
Bunun için evrensel standartlarda, temel hak ve özgürlükleri esas alan, hukukun üstünlüğüne dayalı
ileri bir demokrasiyi gerçekleştirmeliyiz. Sürdürülebilir, topyekûn kalkınmanın da zemini budur.
Demokrasinin esasen bir mükemmelleşme süreci olduğunu düşünürsek, geç de olsa kararlı bir siyasi
irade ve vizyonla bunu gerçekleştirebiliriz.
Bu bağlamda, Avrupa Birliği üyelik sürecinin bize yardımcı olacağına inanıyorum.
Şuna da açıklık getirmek isterim ki Avrupa Birliğine üyelik siyasi bir karardır. Müzakere süreci
bittikten sonra her iki taraf da evet ya da hayır diyebilir. Biz debuna hayır diyebiliriz. Bu tip
ülkeler de var. Bugünkü İngiltere, Norveç AB’nin tam üyesi olmayan ülkelerdir. Ama standartları
ve müktesebatları açısından baktığınızda AB’den farkları yoktur hatta bazı konularda daha ileri
oldukları bile söylenebilir.
Bizim için esas değerli olan AB müktesebatını üstlenerek refah devleti olma yolunda standartlarımızı
yükseltmektir.
Cumhurbaşkanı olduğum dönemde de ısrarla dile getirdiğim gibi AB’nin önyargılı siyasi kararlarını
bir yana bırakıp, üyelik süreci ile ilgili fasılları kendi irademizle açıp kapamamız, Türkiye’yi siyasi ve
ekonomik olarak dirençli ve güçlü hale getirecektir. Aslında bu anlayışa bir zamanlar Ankara kriterleri
de demiştik.
YENİ ANAYASAYA DESTEK
Bugün hepimiz görüyoruz ki Türkiye’ye yakışan, yeni yüzyıla modern, demokratik devlet anlayışını
Ruhun da ve lafzında taşıyan, yeni bir Anayasa ile girmektir.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın bugünlerde gündeme getirdiği bu fırsat açık, önyargısız bir yaklaşımla
değerlendirilmelidir.
Mevcut Anayasa, farklı zamanlarda yapılan birçok değişikliklerden sonra kendi içerisinde
tutarsızlıklar ve noksanlıklar içeriyor. Bu durumda, yeni bir Anayasaya ihtiyaç duyulduğu aşikâr.
Yeni Anayasa, evrensel ilkeleri düstur edinerek, temel hak ve hürriyetleri herkes için her yönüyle
eşit vatandaşlık temelinde güçlendirmeli ve teminat altına almalıdır.
Millet olarak mutabık olduğumuz, birlik ve bütünlük ile demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan
Cumhuriyetin temel ilkelerinden taviz verilmemelidir.
Şüphesiz ki modern demokrasilerin şeffaflık ve hesap verilebilirlik kavramlarını, güçler ayrılığı
ilkesi ile fren ve denge sistemlerini içinde barındırmalıdır.
Böylece, Türk demokrasisini kurumsallaştıracak yeni bir Anayasaya ulaşılabilir, devirlerden,
şahıslardan, iktidarlardan bağımsız, kalıcı, sürdürülebilir ve tutarlı bir adalet ve demokrasi ortamı
oluşturabiliriz.
Türkiye’nin içinde bulunduğu orta gelir tuzağından çıkıp refah toplumu olabilmesi için kaliteli ve
istikrarlı bir büyümeyi sürdürülebilir şekilde sağlamak gerekir.
Bunun için denenmiş ve neticeleri görülmüş rasyonel,bilimsel ekonomik ve mali politikaları günlük
siyasi konjonktürlerden uzak, kararlı bir şekilde uygulamak lazım. Anlamsız denemeler hem
halkı yorar hem de Türkiye’ye vakit kaybettirecektir.
Esasen büyük emeklerle hazırlanan “beş yıllık kalkınma planlarımızın” çerçevesine, temel ilkelerine ve
stratejilerine baktığımızda hepsinde bu rasyonel yol haritalarını görürüz.
Umarım, 2019’da 15 yıllık bir perspektifle hazırlanan ve ülkenin her alanda topyekûn bir değişim ve
dönüşümünü öngören 11’inci Kalkınma Planının yol göstericiliğinde hükümet politikaları uygulamaya
geçer.
DIŞ POLİTİKA
Etkili ve inandırıcı bir dış politika öncelikle evin içinde başlar. Evi demokratik ve ekonomik olarak
güçlü olan ülkelerin dışarda da eli daima güçlüdür.
Sadece, gurur duyduğumuz askeri gücümüzle ulusal çıkarlarımızı korumak, komşularımızla ve yakın
çevremizle işbirliğini güçlendirmek mümkün değildir.
Türkiye tarihi itibarıyla köklü ilişkiler içinde olduğu bölgesinde, yumuşak gücüyle öne çıkmalı ve her
bakımdan bir zamanlar olduğu gibi ilham kaynağı haline dönüşmelidir.
Unutmayalım ki “sert güç” karşıtını oluştururken, “yumuşak güç” sizi başkaları için cazibe merkezi
yapar ve etki alanınızı kendiliğinden geliştirir. Türkiye bunu gerçekleştirecek potansiyele sahiptir.
Uzun vadeli hedeflerimize ulaşabilmek için kendisine tehdit olmadığı süre içinde, Türkiye bölgesel
çatışma ve krizlerin bir parçası olmamalıdır. Bununla birlikte ahlaki sorumluluklarımızı güçlü siyaset
ve etkili diplomasi yolluyla yerine getirmeliyiz.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” düsturunu rehber edinip, çok taraflı, bağımsız, ulusal çıkarlarımızı her
şeyinüstünde tutan, barış ve istikrara hizmet eden politikalara bağlı olmalıyız. Bilelim ki istikrar içinde
geçen zaman bizim lehimize çalışır. Çin’in uzun yıllardır süregelen stratejik bakışı gibi. Elin kolun
bağlanmasına neden olan bir problem olmadığı sürece, 10-20 yıl gibi bir dönem geçtikten sonra bu
hızla gittikçe zaten dünyanın en büyüğü olacağım der Çin. Biz de aslında bölgede bu potansiyele sahip
olan bir ülkeyiz. Bizim sadece 10-20 yıla ihtiyacımız var. Kararlı bir şekilde doğru politikalargeliştirip
uygulayabilirsek bunu başarabiliriz.
Son olarak şunun altını çizmek isterim. Türkiye’nin büyük tabii kaynakları olan bir ülke olmadığını
hepimiz biliyoruz. Bunun için “beşeri sermayemizi” zenginleştirmeliyiz. Bunun yolu da her safhada
kaliteli ve çağdaş eğitimle mümkündür. Fiziki anlamda büyük yatırımlar yapılsa da eğitimde
vasatlaşma ve fırsat eşitsizliği konuları üzerine önemle durulmalıdır.
Şartlar neyi gerektirirse gerektirsin, bir refah toplumu olabilmek için eğitim konusu Türkiye’nin
birinci önceliği olmalıdır. Aksi takdirde diğer hedeflere de ulaşmak mümkün olmayacaktır.
Sanat, edebiyat, kültür bütün bunların yükselebilmesi için iyi bir iklim oluşturmamız lazım. Şu odanın
içerisinde tropikal iklimi oluşturursanız ona uygun ağaçlar çıkar. Çöl iklimi oluşturursanız ona göre
olur. Dolayısıyla bizim yumuşak gücümüzün en önemli kısımlarından birisi olacak sanat, mimari,
edebiyat gibi kültürel alanlarda gelişme sağlayabilmek için iyi bir iklim oluşturmak gerekir. Bunun için
de söylediğim şartların gerçekleşmesi gerekir.
Bir 6 kişi görseli olabilir
Bir 6 kişi görseli olabilir
 
 




FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
PUAN DURUMU
Takım O G M B A Y P AV
1 Galatasaray 26 22 1 3 55 14 69 +41
2 Fenerbahçe 26 21 1 4 68 21 67 +47
3 Trabzonspor 26 13 9 4 42 33 43 +9
4 Beşiktaş 26 13 9 4 37 31 43 +6
5 Kasımpaşa 26 11 9 6 47 48 39 -1
6 Çaykur Rizespor 27 10 11 6 28 40 36 -12
7 Antalyaspor 26 8 7 11 31 29 35 +2
8 Sivasspor 26 8 8 10 30 36 34 -6
9 Başakşehir FK 26 9 11 6 33 33 33 0
10 Samsunspor 27 9 12 6 33 36 33 -3
11 Adana Demirspor 26 7 8 11 39 35 32 +4
12 Kayserispor 26 9 9 8 32 36 32 -4
13 MKE Ankaragücü 26 6 9 11 30 32 29 -2
14 Hatayspor 26 6 9 11 32 35 29 -3
15 Alanyaspor 26 6 9 11 31 39 29 -8
16 Fatih Karagümrük 26 7 12 7 31 30 28 +1
17 Gaziantep FK 26 7 12 7 31 38 28 -7
18 Pendikspor 26 6 12 8 31 51 26 -20
19 Konyaspor 26 5 11 10 24 39 25 -15
20 İstanbulspor 26 3 17 6 20 49 12 -29
Takım O G M B A Y P AV
1 Eyüpspor 23 18 4 1 57 18 55 +39
2 Göztepe 23 14 5 4 39 15 46 +24
3 Kocaelispor 23 13 6 4 36 25 43 +11
4 Bodrumspor 23 12 5 6 33 15 42 +18
5 Sakaryaspor 23 11 5 7 35 25 40 +10
6 Bandırmaspor 23 10 7 6 31 20 36 +11
7 Boluspor 23 10 7 6 22 24 36 -2
8 Çorum FK 23 10 8 5 37 24 35 +13
9 Gençlerbirliği 23 8 7 8 23 24 32 -1
10 Erzurumspor FK 23 8 6 9 23 20 30 +3
11 Keçiörengücü 23 8 10 5 21 28 29 -7
12 Manisa FK 23 6 8 9 26 24 27 +2
13 Ümraniyespor 23 7 10 6 25 32 27 -7
14 Adanaspor 23 7 14 2 20 35 23 -15
15 Şanlıurfaspor 23 5 11 7 16 28 22 -12
16 Tuzlaspor 23 6 13 4 23 40 22 -17
17 Altay 24 5 16 3 12 47 15 -35
18 Giresunspor 24 2 18 4 11 46 7 -35
Takım O G M B A Y P AV
1 Esenler Erokspor 24 18 4 2 57 21 56 +36
2 Van Spor FK 25 16 4 5 40 26 53 +14
3 1461 Trabzon FK 24 14 4 6 47 22 48 +25
4 Bucaspor 1928 25 13 3 9 34 15 48 +19
5 Yeni Mersin İdman Yurdu 25 13 4 8 37 18 47 +19
6 Ankaraspor 25 12 4 9 35 22 45 +13
7 Diyarbekir Spor 25 11 8 6 29 22 39 +7
8 Ankara Demirspor 24 11 10 3 31 29 36 +2
9 Karacabey Belediye Spor 25 8 8 9 22 21 33 +1
10 Nazilli Belediyespor 25 9 10 6 30 39 30 -9
11 Hes İlaç Afyonspor 24 7 9 8 16 24 29 -8
12 Kırklarelispor 25 7 10 8 20 30 29 -10
13 Beyoğlu Yeniçarşıspor 24 8 12 4 24 28 28 -4
14 Serik Belediyespor 25 6 11 8 19 27 26 -8
15 Altınordu 24 5 11 8 26 27 23 -1
16 Kırşehir Futbol SK 25 4 15 6 24 48 18 -24
17 Zonguldak Kömürspor 24 4 13 7 22 43 16 -21
18 Adıyaman FK 25 3 17 5 17 40 14 -23
19 Bursaspor 25 3 15 7 15 43 13 -28
Takım O G M B A Y P AV
1 Kepezspor FAŞ 18 13 1 4 34 8 43 +26
2 Aliağa Futbol A.Ş. 19 12 0 7 33 10 43 +23
3 52 Orduspor FK 19 10 4 5 25 15 35 +10
4 Ayvalıkgücü Belediyespor 19 9 5 5 20 15 32 +5
5 İnegöl Kafkas GK 19 8 5 6 21 17 30 +4
6 K.Çekmece Sinopspor 19 8 6 5 28 18 29 +10
7 Edirnespor 18 8 6 4 28 16 28 +12
8 Artvin Hopaspor 18 7 6 5 24 16 26 +8
9 Mardin 1969 Spor 19 7 9 3 21 21 24 0
10 Karabük İdmanyurdu Spor 19 7 9 3 15 27 24 -12
11 Talasgücü Belediyespor 19 7 11 1 23 31 22 -8
12 Kırıkkalegücü FK 18 5 9 4 11 22 19 -11
13 Gümüşhanespor 19 2 9 8 11 29 14 -18
14 Malatya Arguvanspor 18 2 13 3 8 27 9 -19
15 Tarsus İdman Yurdu 19 2 14 3 12 42 9 -30
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 24/02/2024 Gaziantep FK vs Başakşehir FK
 24/02/2024 Fenerbahçe vs Kasımpaşa
 24/02/2024 Konyaspor vs Hatayspor
 25/02/2024 Sivasspor vs Pendikspor
 25/02/2024 Fatih Karagümrük vs Alanyaspor
 25/02/2024 Trabzonspor vs Adana Demirspor
 25/02/2024 İstanbulspor vs Beşiktaş
 26/02/2024 Galatasaray vs Antalyaspor
 01/03/2024 Kasımpaşa vs Sivasspor
 02/03/2024 MKE Ankaragücü vs İstanbulspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 24/02/2024 Çorum FK vs Bodrum FK
 24/02/2024 Adanaspor vs Göztepe
 25/02/2024 Boluspor vs Erzurumspor FK
 25/02/2024 Keçiörengücü vs Kocaelispor
 25/02/2024 Manisa FK vs Gençlerbirliği
 25/02/2024 Eyüpspor vs Sakaryaspor
 26/02/2024 Şanlıurfaspor vs Tuzlaspor
 01/03/2024 Ümraniyespor vs Altay
 02/03/2024 Bodrum FK vs Eyüpspor
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 25/02/2024 Adıyaman FK vs Beyoğlu Yeniçarşıspor
 25/02/2024 1461 Trabzon FK vs Yeni Mersin İdman Yurdu
 25/02/2024 Esenler Erokspor vs Van Spor FK
 25/02/2024 Hes İlaç Afyonspor vs Diyarbekir Spor
 25/02/2024 Kırklarelispor vs Ankaraspor
 25/02/2024 Kırşehir Futbol SK vs Nazilli Belediyespor
 25/02/2024 Serik Belediyespor vs Altınordu
 25/02/2024 Zonguldak Kömürspor vs Karacabey Belediye Spor
 01/03/2024 Yeni Mersin İdman Yurdu vs Esenler Erokspor
 02/03/2024 Karacabey Belediye Spor - 1461 Trabzon FK Karacabey Belediye Spor ligdeki son 6 maçında hiç kaybetmedi  Karacabey Belediye Spor yenilmez
 02/03/2024 Van Spor FK - Hes İlaç Afyonspor Van Spor FK ligdeki son 8 maçında hiç kaybetmedi  Van Spor FK yenilmez
 02/03/2024 Altınordu - Kırşehir Futbol SK Kırşehir Futbol SK ligdeki son 9 maçında hiç kazanamadı  Altınordu yenilmez
 02/03/2024 Ankara Demirspor - Adıyaman FK Adıyaman FK ligdeki son 10 maçında hiç kazanamadı  Ankara Demirspor yenilmez
 02/03/2024 Ankara Demirspor - Adıyaman FK Ankara Demirspor ligde evindeki son 5 maçında hiç kaybetmedi  Ankara Demirspor yenilmez
 02/03/2024 Bursaspor - Bucaspor 1928 Bursaspor ligdeki son 15 maçında hiç kazanamadı  Bucaspor 1928 yenilmez
 02/03/2024 Ankaraspor - Zonguldak Kömürspor Ankaraspor ligde evindeki son 13 maçında hiç kaybetmedi  Ankaraspor yenilmez
Tarih Ev Sahibi Sonuç Konuk Takım
 25/02/2024 Aliağa Futbol A.Ş. vs 52 Orduspor FK
 25/02/2024 Ayvalıkgücü Belediyespor vs Artvin Hopaspor
 25/02/2024 Edirnespor vs İnegöl Kafkas GK
 25/02/2024 Gümüşhanespor vs K.Çekmece Sinopspor
 25/02/2024 Kırıkkalegücü FK vs Talasgücü Belediyespor
 25/02/2024 Mardin 1969 Spor vs Malatya Arguvanspor
 03/03/2024 Artvin Hopaspor vs Gümüşhanespor
resmi ilanlar

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI SİZCE KİM OLMALI?


NAMAZ VAKİTLERİ
GÜNLÜK BURÇ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI